Bu bozulmuş çamurda yüksek bir prensip olduğunu, bu düşmüş insanın gene de insan, yani kendin olduğunu, unutuyor musun ? Onu kovmalı mı dedin ? Ama ne yapsan, onu insanlıktan, tabiattan, Tanrının rahmetinden dışarı kovabilir misin ?
Hırsızı, düşmüş kadını anlatıyorlar da insanı unutuyor veya anlatmıyorlar. Bu mudur sanat, bu mudur bulduğumuz büyük edebiyat ? Kötülüğü, çamuru gösterin ama, rica ederim buna edebiyat demeyin.
Hırsızı, düşmüş kadını, aldatılmış bir budalayı anlatın, anlatın ama insanı da unutmayın. Sizin için insan diye bir şey yok mu? Yalnız kafanızla yazmak istiyorsunuz. Düşünmek için kalpsiz olmak gerekir, sanıyorsunuz. Hayır, düşünmeyi besleyen sevgidir. Düşen adama el uzatın, mahvolan bir adamın haline ağlayın, onunla alay etmeyin. Sevin onu! Onda kendinizi görün ve ona kendinizmiş gibi bakın.
Bir insan alıp kopyasını çıkarıyorlar. Gerçeğe uygun oluyor diye övünüyorlar. Ama hayat ne oluyor ? Eserlerinde o yok işte ,dünyayı kavrayış, insanlığı gerçekten anlayış yok . Boş şeylerle övünüyorlar. Hırsızları , düşkün kızları , yolda yakalayıp hapse atar gibi edebiyata sokuyorlar ! Nerede sanatkarın “ gizli gözyaşları” sadece kaba, zalim, alaycı bir gülüş !