Paiva Köksoy, ailesini uzun zaman önce kaybetmiş ve yalnız başına yaşayan bir kadın. Hayatında tek dostu, iri cüsseli Liam’ dır. Efsaneleri anlatmayı ve dinlemeyi çok seven Paiva, işinde de oldukça başarılıdır. Ancak, onun hayatı sıradan bir rehberlikten çok daha fazlasını ifade ediyor. Devler Geçidi'ne turlar düzenlemeyi ve buranın efsanelerini anlatmayı çok sevse de, her gidişinde Devler Geçidi ona fazlasıyla sarsıyor.. Bu durum, gördüğü rüyalar ve duyduğu seslerle birleşince, Paiva akıl sağlığını sorgulamak zorunda kalıyor ve psikolojik destek alıyor.
Bir gün, arkadaşlarıyla çıktıkları bir tatilde Devler Geçidi'nde daha önce görmediği bir mağara girişi açılır. Mağara girişinin açılmasıyla birlikte, Paiva bir yardım çağrısı duyar. Bu çağrıya kayıtsız kalamayan Paiva, orada 287 yıldır esir olan dev Ludvig Mikell McCool’u özgürlüğüne kavuşturur. Ancak Paiva, yalnızca koca bir devi özgürlüğüne kavuşturmakla kalmaz; aynı zamanda kendi geçmişine ve efsanelerde duyduğu gerçeklere geri dönülemez bir adım atmış olur.
Paiva bu yolda olması gerektiği yerde mi, yoksa olmak istediği yerde mi kalacak?
Açık ara okuduğum en iyi kitaplardan biri olabilir bu eser! Başta hikayenin normal ve durağan ilerleyeceğini düşünmüştüm, ancak işler düşündüğüm gibi olmadı. İnanın, nasıl başladım, nasıl bitirdiğim konusunda hiçbir fikrim yok! Yazarın kalemi o kadar muhteşemdi ki, konudan hiç kopmadım. Karakterleri o kadar mükemmel yansıtmıştı ki her birine ayrı ayrı bağlandım. Kurduğu evrene ise diyecek söz bulamıyorum; betimlemeler yerinde ve etkileyiciydi. Bu kitap, Türk yazarlardan okuduğum en güçlü kitaplardan biri olabilir.
Bu fani, aynı zamanda ölümsüz olan bir deve felaket bir şekilde tutulmuş olabilir…
Kitabın devamını büyük bir merak ve heyecanla bekliyorum. Okumayan herkese