Devler Geçidi #okudumbitti
“Bazı şeylerin zamanı vardır Paiva. Efsanelerin bile.”
Bazı kitaplar var ki kapağını açtığınız anda sizi içine çekiyor, #DevlerGeçidi de benim için tam böyle bir kitap oldu. Yıllardır özlediğim bir kalemle tanışmış gibi hissettim, Özge Özdemir’in yarattığı bu fantastik dünya resmen başımı döndürdü!
Pavia Köksoy karakteriyle tanışır tanışmaz onun heyecanına ortak oldum. İskoçya’nın mistik atmosferinde turist rehberliği yaparken efsanelerle dolu Devler Geçidi’nde bulduğu gizemli mağara, Pavia’nın (ve tabii benim) hayatını bir anda değiştirdi. O mağarada yankılanan sesler, duvarlarda beliren eski yazılar ve bilinmeyene çekilen bir çağrı… Bütün bu detaylar öyle ustalıkla örülmüş ki, kendimi Pavia’nın yerinde hissettim, nefesimi tutarak her bir satırı okudum.
Pavia’nın mağarada karşılaştığı Ludvig Mikell McCool, tahmin edersiniz ki bir “dev” olarak oldukça etkileyici bir karakter—ama bu kitabı benzersiz yapan sadece devlerin ya da iblislerin varlığı değil, Özdemir’in mitolojik öğeleri modern bir dille anlatma becerisi. Ludvig gibi devlerle iblisler arasındaki kadim savaşı, eski bir efsaneyi anlatır gibi değil, adeta yaşatır gibi hissettiriyor.
Pavia’nın hafıza kayıpları, kendini keşif yolculuğu ve bu tehlikeli maceranın içine çekilmesi sadece fantastik bir hikaye değil, aynı zamanda çok katmanlı bir kimlik arayışıydı. Kitap boyunca adım adım onunla birlikte korkularını aşarken, hiç beklemediği bir gücü içinde keşfettiğini görmek bende gerçekten derin bir iz bıraktı.
Kitabın tasarımı, yan boyamaları, özenli iç çizimleri de hikayeyi adeta bir serüvene dönüştürüyor; her ayrıntı kitabın atmosferine katkıda bulunuyor. Ve evet, kitabın bittiği an “Devam kitabı hemen gelsin!” demekten kendimi alamadım. Eğer siz de mistik, mitolojik, macera dolu bir