"Kendimizi tanıdığımızı söyleriz. Fakat gecenin en sessiz saatlerinde zihnimizden geçenleri bir başkası söylese, onu tanıdığımızı iddia edebilir miyiz?"
(Bir köşede Yaşlı Kadınlar bağdaş kurmuş, iki yana sallanıp durmakta ve bir yandan büyükçe bir kazan kaynatarak, kazanı karıştırmaktadırlar. Sonra yaşlı bir adama bembeyaz bir kefen giydirirler, adam kefeni giymek istemez, diretir, sonra giyer. Yaşlı Kadınlar, kefenin üzerine kırmızı boya çalarlar. Adamın başı düşer, kolları gerilmiş gibi açık kalır iki yanında. Bir süre adamı ölü olarak gezdirirler, sonra kefeni çıkarıp ateşe atarlar. Kefen ateşe atılınca adam yerinden fırlayıp, ateşin çevresini dönmeye başlar. Genç kızlar, adam dönerken el çırparlar.
(Daireler giderek daralır. Mırıltılar, ayin duaları, iniltiler yükselir. Daire giderek küçülmüş yalnızca adam boyu ateş kalmıştır ortada. Daire en daraldığında, ve bir ateş, ve bir de çevresine kilitlenmiş kalabalık kalınca ortalıkta:)
EZİDİLER- Cümle kötülükler bu daireye hapsolsun!
Cümle kötülükler bu ateşte yansın, yok olsun!
Kadın nasıl erkekten türeyebilirdi ki? Erkek kadından doğardı! Bunu bilmeliydi, çünkü hayvanların nasıl doğum yaptığını görmüştü. Yani şimdi Adem Havva’nın annesi miydi?
_"Kendi ellerinle bende açtığın yaraları görmek seni kahrediyor diye yine ben teselli ediyorum seni, ben sarıyorum kendinde kanattığın yerleri.
Yine ben kıyamıyorum sana.
Asıl kaybeden kim bu oyunda?
Hiç... Kazandım mı ya da Meira?"