O beni böyle tutkun ve büyülenmiş bıraktı gitti. Acaba onun ruhunda benim zerre kadar yerim var mı? Acaba onun ruhunda, o benim ruhumda sahip olduğu kadar bir yer sahibi olmak mümkün oldu mu?
İnsanlar bu kadar ahlaksızlığa, bu kadar fesada düşünce başkalarının saadetine
düşman olurlar ve o saadeti yıkmak için ellerinden gelen fesatlığı yapmaktan çekinmezler.
Acaba yaşıyor muyuz? Bugünkü yaşayışımız bir insan yaşayışı mıdır? Buna gerçek
anlamda bir hayat demek doğru mudur? Böyle zevk adına, yalnız hayvaniyete ilgi duyanlarla yetinmek için bir insan ne kadar ilkel olmalıdır? Yalnız ye, iç, uyu... Ne bir sanat endişesi, ne yepyeni bir heyecan... Ne bir ilerleme ve gelişme emeli. Yalnız horultulu bir uyku. Hem siz şurasını iyice aklınıza koyunuz ki medeniyet yıkmak değil yapmaktır ve insanlığı aydınlatacak önemli bir keşifte bulunan bir milleti
yüz büyük savaş kazanmış bir millete bin kere tercih ederim.
Geçmişe gıpta, onunla iftihar, bugün iftihar edecek şeyi olmayanlara mahsustur, buna ise ilerleme değil gerileme derler. Büyük milletler ise yalnız ilerleme gösterenlerdir.
Başka milletlere benzemek için neyimiz var? Bir edebiyatımız mı? Bir sanatımız, bir ticaretimiz, bir zanaatımız mı var? Bir siyasetimiz, bir idaremiz var mı? İlim ve fende bir keşifte mi bulunduk, altı yüz bu kadar senedir ne keşfettik? Daha doğrusu başkalarının keşiflerini taklit edeceğiz diye bozmaktan başka ne yaptık?