Ayşenur

Ayşenur
@lilithshere
Mutsuzluk, can sıkıntısı veya amaçsızlık hissedince kafamızı başka yöne kanalize etmek amacıyla hep aynı soruyu sorarız benliğimize: "Olmasını dört gözle beklediğim güzel bir olay var mı? Varsa ne?" Geleceğe dair beslediğimiz umut, içinde bulunduğumuz anı öldürmemeli, bizi bir afyon gibi uyutmamalıdır. Sağlıklı ve yaratıcı anlamda umut -ister dini bir amaç için, ister mutlu bir evlilik beklentisi olarak, isterse de mesleki başarıları içeren cinsten olsun- gelecekteki mutlu bir olayın sevincini şimdiden tattıran bir enerji kaynağıdır. Salt sevincin beklentisi bile şimdiki hal ve tavrımızı olumlu yönde etkiler.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Böylesine bir ruh hali içindeki insanın en birinci arzusu Shakespeare'in dediği gibi, zamanı yok etmek veya kendini zamana karşı duyarsız hale getirmektir. Duyarsız hale gelebilme çabası, uyuşturucu bağımlısı olmaktan zaman öldürmeye kadar uzanan bir olasılıklar zinciridir.
Erich Fromm'un da belirttiği gibi, "insan sıkılabilen tek varlıktır."... Canımız sıkıldığında uyumamız gayet ilginçtir. Uyuyarak bilincimizi kapatmayı ve adeta yok olmayı isteriz. Her insan belli düzeyde can sıkıntısı duyar; her işin kendine göre monoton bir tarafı vardır. Ama birey faaliyetini özgürce seçmiş ve onaylamışsa amacı uğruna o işe katlanır.
C.G. Jung bireyin hayatını yaşayamadığı oranda ölümden korktuğunu söylerken çok haklıydı. Yaşlanma korkusunu yenmenin en garantili yolu yaşanılan anın maksimum düzeyde tadını çıkarmaktır.
Zaman hep insanın düşmanı, ölümün gri yüzü gibi değerlendirilir. İnsanlar çok sık "Neyse ki zaman bizden yana" deyip rahatça bir soluk alma ihtiyacı duyarlar. Zamandan korktuğumuzun en bariz kanıtı yaşlanma korkusudur. Bu korkunun su yüzüne çıkardığı soru zaman bilinciyle yakından ilgilidir.