"Yani farklı bir yol seçmiş olsan hayatının nasıl olabileceğini düşündün mü hiç?"
"Bazı yolların daha kolay olacağını düşünmek
işimize geliyor bence. Ama belki de kolay yol yoktur. Yalnızca yollar vardır. Bir hayatta, evli olabilirim. Başka bir hayatta, tezgahtarlık yapıyor olabilirim. Birlikte kahve içmeyi teklif eden tatlı bir adama peki demiş olabilirim. Kim bilir? Her gün, her an yeni bir evrene giriyoruz. Boş yere hayatımızın farklı olmasını diliyor, kendimizi başkalarıyla ve kendimizin farklı versiyonlarıyla karşılaştırıp duruyoruz ama gerçekte çoğu hayat bir yere kadar iyi ve bir yere kadar kötü. Hayatta kalıplar var... Ritimler, bir hayatta kendimizi köşeye kısılmış hissettigimizde, hüznün, trajedinin, başarısızlığın ya da korkunun, tek bir varoluşun ürünü olduğunu düşünmek çok kolay. Demek istediğim , acıya karşı bağışıklık kazanmamız sağlayacak bir yaşam tarzı olmadığını anlasak, her şey çok daha kolay olurdu. Mutluluğun doğasında acının da olduğunu. Biri olmadan öbürünün de olamayacağını. Tabii ki farklı düzeylerde ve miktarlarda. Ama hiçbir hayatta sonsuza kadar saf bir mutluluk içinde olamayız. Öyle bir hayat olabileceğini düşünmek ancak yaşadığımız hayattaki mutsuzluğumuzu büyütmeye yarar."
''...Bunun bir fırsat olduğunu, çok az kişinin eline geçtiğini ve istediğimiz hatayı düzeltip istediğimiz hayatı yaşayabileceğimizi unutmamalısın. Nasıl bir hayat istersen iste. Büyük düşün... istediğin her şey olabilirsin. Çünkü hayatlarından birinde zaten olmuştun.”
Nora kahvesini yudumladı. ''Anlıyorum.''
''Ama hayatın anlamını arıyorsan, hiç yaşamamışsın demektir.''
"Schrödinger’in hayat anlayışı. Kendi zihninin içinde hem ölü hem de hayatta olmak."
"Kesinlikle! Bu pişmanlıklar beynimize her ne yapmışsa, orada -nasıl desem- ne çeşit bir nörokimyasal tepkime olmuşsa, aynı anda hem ölümü hem de yaşamı istemenin karmaşası bizi bir şekilde arada bırakmaya yetmiş olmalı."