Karanlık, karmaşık ve bol sorgulamalı bir hikâye.
Bu kitap Meira isimli bir kadının, hafızasını kaybetmiş hâlde gözlerini açmasıyla başlıyor. Nerede olduğunu, ne yaptığını, hatta kim olduğunu bile hatırlamıyor. Üstelik kendini, geçmişte ona ihanet ettiğini düşündüğü ve kendini ona 'düşmanı' olarak tanıtan bir adamın evinde buluyor. İşte olaylar da tam bu noktada sarpa sarıyor.
Lilith’in Gözyaşları sadece romantik bir aşk hikâyesi değil; içinde bol bol kimlik arayışı, hafıza, ihanet, siyaset, intikam ve yüzleşme barındıran bir roman. Sayfa sayısı fazla ama temposu hiç düşmüyor. Sürekli bir şeyler oluyor, karakterler susmuyor, olaylar birbirini kovalıyor.
Karakterlerin gri oluşu dikkat çekici. Ne tam iyi var ne tam kötü. Herkesin bir sebebi var ama her sebep bir yara. Bu yönüyle kitap, okuyucunun taraf seçmesini zorlaştırıyor ama bu da onu daha gerçek kılıyor.
Dili ağır değil ama bazı sahneler yoğun. Psikolojik gerilim, travma, şiddet ve duygusal manipülasyon içeriyor. Bu yüzden okurken tetiklenilebilecek konulara karşı dikkatli olmakta fayda var.
Eğer romantizmde tek boyutlu karakterlerden sıkıldıysanız, biraz kaotik, karanlık ama bir o kadar da sürükleyici bir şeyler arıyorsanız bu kitap size göre olabilir. Ama duygusal hazırlığınız tam olsun.
Mert ve Meira sahneleri aşırı komikti, çok eğlendim. Ama o son olanlar beni mahvetti :(
Meira'nın son durum; yağmurdan kaçarken doluya tutulmak.
Bu arada ben 'dark romance' kategorisinde artık LG'yi geçebilecek bir kitap olduğunu düşünmüyorum. (Belki LG devam kitabı olabilir.) ÇITAYI ARŞA ÇIKARDI!
+
Okurken içimden geçenlerin tam listesi;
"Ben ne okuyorum böyle?"
"Bu nasıl bir anlatım dili, bu nasıl bir hayal gücü, bu nasıl bir bilgi kapasitesi?"
"Allah belanı versin Uygar!"
"Ya Mert saçmalama!"
"Meira sen de hiç az