Dinler Yaradan'ı bulma ve ona ulaşma yoluyken insanlar üzerinde güç elde etme ve onu koruma yolu olarak kullanılmaya başlandı. Günah kavramıyla insanın elinden soru sorma ve araştırma hakkını aldılar ki, gerçeği anlamasınlar. Bugün çocuğumuzun inandığı dini ilk yazıldığı haliyle okuduğunuzu mu zannediyorsunuz? Elbette hayır. Düşünün Kur'an Arapça bile yazılmamış. Kufe dilinde yazıldıktan yüzlerce yıl sonra Arapçaya çevriliyor. Türkçeye ise Atatürk'ün emriyle çevriliyor ilk. Pek çok anlam barındıran dili farkındalık düzeyiniz neticesinde kavrarken onu çeviren kişinin algı penceresinden bakmış oluyorsunuz içindeki bilgilere. Tefsir demek, çeviren kişinin yorumu demektir. Hal böyleyken gerçek kabul ettiğimiz şeylere bir daha bakmak gerek. Cinselliği yasaklamayan tek semavi din olan İslam'daki zina kavramını yanlış anlamış olabilir miyiz mesela? İki insan birbirlerini sevmeden, aşık olmadan cinsellik yaşıyorlarsa ortada enerji dengesizliği olur. Bu durum ikinci çakrada blokajlara neden olacağı gibi bu bölgeyle ilintili hastalıkların da sebebidir. Sakın zina kavramı iki insanın duygu barındırmayan ilişkiler yaşamasını önlemek için söylenmiş olmasın? Çünkü duygu barındırmadan yaşanan cinsellik, hissedilen duygular nedeniyle çakralarda dengesizliğe neden olur. Unutmayın her duygu ve düşüncenin bir frekansı vardır. İstemeden yaşanan cinselliğin kişiye negatif etkisi uzun vadede ortaya çıkar. Bundan korunmanın tek yolu sevgi ile yaşanan cinselliktir. Keza evlilik o devirlerde bir kağıda atılan imzayla mı oluyordu sanıyorsunuz? Elbette hayır, sözle oluyordu. Ve eğer eşlerden biri cinsellik için duygu barındırmayan ilişki yaşıyorsa orada bir enerji dengesizliği söz konusu. Belki de her şeye başka bir açıdan bakmanın zamanı gelmiştir, kim bilir.
Örneğin çocukken terk edilen ve bu nedenle bilinçaltında terk edilme korkusu olan bir çocuk ileride belli dönemlerde, bu program tetiklendiğinde ona aynı duyguları yaşatan bir kriz, hastalık ya da sorun yaşayacaktır. Bu teknikte her 21-22 yılda bir döngünün tamamlandığı düşünülür ve kişi o anda problemi yaşarken kaç yaşında 21-22 yıl geriye gidip o dönemlerde ne olup bittiğine bakar. Eğer hatırlayamadığı bir yaşta ise yakınlarına sorması gerekmektedir. Örneğin bir kadın 40 yaşında bir boşanma travması yaşıyorsa yirmi bir, yirmi iki yaş civarına geri dönüp ne olduğuna baktığında ilk ayrılık travmasını yaşadığını bulabilir. Ama sorunun ana kaynağı için yine 21-22 yıl geriye gittiğinde, ilk yıllarına gelir. Bu sırada neler olduğunu ara'ştırdığında annesinin onu anneannesine bırakmak zorunda kaldığını ve bunun onda terk edilme travması yarattığını fark edebilir. Soru sormak önemlidir.
•Ne zamandan beri problem var?
•Ne oldu?
•Nerede oldu?
•Nasıl oldu?
•Ondan önce ne oldu?
•O sırada ne oldu?
•O sırada kim oradaydı?
•O sırada kim orada değildi?
Yani yüksek benliğinize, bende bu deneyimi yaratan bir parça olduğunu bilmiyordum, bunun için özür dilerim, bu deneyimi yarattığım için lütfen beni affet, farkında olmadan yarattığım bu problemi bana gösterdiğin için teşekkür ediyorum, bunu anlamamı sağladığın için seni seviyorum, diyorsunuz aslında.
Her ne kadar kök inancı bulmak kolay değil gibi görünse de bir kez onun ne olduğunu bulduğunuzda gerisi çok kolay bir şekilde geliyor. Eğer sorularda bir noktada tıkanıyorsanız şu soru kalıbı her zaman işe yarar: "Eğer bu durumu şu anda yaşıyor olsaydım ne olurdu, neler hissederdim?"
Verdiğim örnekten gidersek, "Şu an anne olmuş olsaydım ne olurdu, neler hissederdim?" diye sormalısınız. Bu soru sizi her durumda cevaba götürecektir. Kök inanç her zaman biraz çalışmayla ve farkındalıkla kendini gösterir. Kök inancı bulduktan sonraki adım ise negatif inanç kalıbını pozitif olanla değiştirmek. Bunun için kendinize bir çalışma defteri alın. Sayfanın bir tarafına negatif inanç kalıbını yazın, karşısına da pozitif olanı. Birden fazla kalıp da yazabilirsiniz. "Anne olmak düzenimi bozar, hayatımı altüst eder, özgürlüğüm yok olur," inanç kalıbının pozitif şekli şu şekilde olabilir: "Hayatım altüst olmadan da anne olabilirim." "Anne olunca sevebileceğim yeni bir düzen geliştirmem her zaman mümkündür." "Hem kendime hem de çocuklarıma yeterli ve doyurucu zaman ayırabilecek yeteneğe sahibim." "Anne olmak dünyanın en kolay ve keyif veren şeylerinden biridir." Değişiklik için bulduğunuz pozitif cümleleri 21 gün boyunca her sabah uyandığınızda ve her akşam uyumadan evvel söylediğinizde ilk başta inanmasanız bile bir süre sonra inanmaya başlıyorsunuz. Başlarken ağzınızdan zar zor çıkan kelimeler bir iki hafta sonra kolaylıkla çıkmaya başlıyor. Çünkü bu sözleri tekrarlayarak siz beyinde yeni bir nöron ağını aktive ediyorsunuz. 21 gün bu nedenle önemli. Araştırmalar beyne yeni bir alışkanlık kazandırmanın yolunun 21 gün tekrarlamakta yattığını ortaya koymuştur. Bunu bir yol gibi düşünün. Çok uzun yıllar aynı yolu kullandığınız için o yol genişlemiş, büyümüş. Siz de