Düşünceli görünüyordu. Yüzünde kâh bir endişe, kâh bir keder ve sıkıntı ifadesi vardı. İçinde bir kavga olduğu belliydi; ama zihni henüz bu kavgaya karışmıyordu.
Avrupa, hayallerini gerçekleştirmek için kuran insanların ülkesidir. Orada gerçekleşemeyen hayal bir acı kaynağı, bir tragedya konusudur. Doğu’da ise hayal bir keyif, bir gerçekten kaçma vesilesidir. Doğulu, geviş getirir gibi, kendi içinde başlayıp kendi içinde biten, hedefsiz, başıboş hayaller kurar.
"Dışadönük" bir farenin bağırsak mikrobiyotasını içeren dışkı parçacıklarını "çekingen" bir fareye basitçe aktararak onun daha sosyal, daha sokulgan bir fare gibi davranabileceğine kim inanırdı? Ya da benzer bir deney yapılarak, doymak bilmez bir iştaha sahip obez bir fareden nakledilen dışkı ve mikropların incecik bir fareyi obur bir hayvana dönüştürebileceğine? Veya
sağlıklı kadınlarda probiyotik ile zenginleştirilmiş yoğurdun dört hafta süreyle tüketilmesinin beyinde olumsuz duygusal uyaranlara verilen tepkiyi azaltabileceğine?
Ne var ki günümüzde, vücuttaki serotoninin yüzde 95'inin aslında bağırsakta bulunan özel hücrelerde yer aldığını biliyoruz ve bu serotonin içeren hücreler yediklerimizden, bazı bağırsak mikrobu türlerinin saldığı kimyasal maddelerden ve bu hücrelere duygusal durum ile ilgili bilgilendirme yapan beynin kendilerine gönderdiği sinyallerden etkilenirler.