Cesaretiniz var mı, ey kardeşlerim? Yürekli misiniz? Tanıklar önündeki cesaret değil, hiçbir tanrının tanıklık etmediği bir münzevi cesareti, bir kartal cesareti gerekli.
Soğuk ruhlulara, katırlara, körlere, sarhoşlara yürekli demem ben. Korkuya bilen, ama korkuyu yenendir, uçurumu gören, ama ona gururla bakandır yürekli kişi.
Uçurumu gören, ama uçuruma kartal gözleriyle bakandır, uçurumu kartal pençeleriyle kavrayandır: cesaretli kişi.
“Ne kadar zavallı şu insan dedikleri,” diye geçirdi yüreğinden, “ne kadar çirkin, ne kadar hırıltılı, nasıl da gizli utançla dolup taşıyor!
Diyorlar ki bana, insan kendini severmiş: ah, ne kadar büyük olmalı bu kendini sevme! Ne kadar çok aşağılama var karşısında!
Şuradaki kişi de sevdi kendini, kendini aşağıladığı gibi – büyük bir seven ve büyük bir aşağılayandır o.
Kendini ondan daha çok aşağılayan birini bulamadım henüz; bu da bir yüceliktir. Yazık, belki de oydu çığlığını duyduğum daha yüce insan?
Büyük aşağılayanları severim. Ama insan aşılması gereken bir şeydir.“–