"Ey umursamaz yerleşimciler! Bilin ki halkımız yolunu buldu: Şehadet yolu, fedakârlık yolu... Bilin ki, şiddet sadece şiddet doğurur; öldürmek, yalnızca yeni ölümler getirir. Ve ne güzel söylemiştir şair: 'Zaten boğulmuşum, ıslanmaktan neden korkayım ki!"
Akıl insan idrakinin nasıl bir mertebesiyse nübüvvet de bir mertebesidir. Akıl sayesinde insanda nasıl bir göz ortaya çıkıyor ve duyuların kavrayamadığı türden soyut gerçekleri (ma'külât) kavrıyorsa nübüvvet sayesinde de insanda bir göz açılır ve insan onun ışığı sayesinde gaybı ve aklın kavrayamayacağı şeyleri kavrar.
İşte Allah Resulü (sas); sohbetine ve huzuruna gelen herkesi Allah'ın boyası ile boyuyordu. Bu boya öyle tesirliydi ki , anında yüreklere işliyor, bir ömür de etkisini devam ettiriyordu. Sahabe böyle ayrıcalıklı bir konumu elde etmişti. Onlardan her biri az ya da çok Resûlullah (sas) ile bulunma bahtiyarlığına erince son nefeslerine kadar o anı unutmuyor, hep o hatıranın özlemini duyuyorlardı. Bir gören, bin tesir ile yanından ayrılıyor, gelirken farklı, dönerken çok daha farklı bir ruh haline kavuşuyor ve tüm Müslümanların gıpta ile bakacakları bir konum kazanıyordu.
İnsan bilmelidir ki ölüm, önünde hazır beklemektedir. Kendisi de konuştuğu her kelimeden sorumlu olacaktır. Harcadığı nefesleri, onun sermayesidir. Gerçekten onun dili, yerinde kullanıldığında âhiret nimetlerini avlamaya muktedir bir ağdır. Onun ihmali ve kaybedilmesi ise apaçık bir zarardır.