“Ben geçmişten gelen bir sebeple insanoğluna şüpheyle bakıyorum. Bu sebeple doğrusu senden de şüpheleniyorum. Ama bir tek senden şüphelenmek istemiyorum. Ben ölmeden önce hiç olmazsa bir kişiye de olsa inanıp öyle ölmek istiyorum.”
“Babamı aşk konusunda sıkıştırmaya başladığımda dokuz yaşındaydım. Koltuğun altında mı yoksa henüz uzanamadığım dolabın üstünde mi diye merak ediyordum. Bana ‘aşkın içimizde’ ya da ‘etrafımızda’ olduğunu söylemedi. Aşkın hepimizin sahip olduğu bir süper güç oldu olduğunu ama her zaman kontrol edebileceğim bir güç olmadığını söyledi. Özellikle de büyüdükçe. Bazen çığrından çıkardı ama gücüm beklenmedik birine çarparsa bundan korkmamalıydım.”
Benim ütopyam şeyleydi: şiddetin ve trajedinin olmadığı, herkesin sonsuza dek yaşadığı ya da yeterince tatmin edici ve mutlu bir hayat yaşadıktan sonra bizi bekleyen bir sonraki şey her ne ise onun için ayrılmaya karar verdiği bir hayat. Ama bu, yaşadığımız dünyadan çok uzakta.