O zaman hep ama hep insanların kılavuzunun şu altın sözünü yineliyorum: "Onlardan biri gibi olmazsanız! " Böyle olduğu halde dostum, bizimle eşit olan, örnek almamız gereken çocuklara biz kul muamelesi yapıyoruz. Hiçbir istekleri olmamalı! - Sanki bizim yok mu? Peki bizi ayrıcalıklı kılan şey ne? - Çünkü biz yaşça daha büyük ve daha akıllıyız! - Ey Tanrım, gökyüzünden hem yaşlı çocukları, hem de genç çocukları görüyorsun, hepsi bu; hangisinden hoşlandığını senin Oğlun bildirdi çok zaman oldu. Ona inanıyorlar, ama onu dinlemiyorlar - bu da çok eski bir hikaye zaten! - ve çocuklarını kendileri gibi yetiştiriyorlar -Adieu Wilhelm!
Rus insanı böyledir işte: Rütbesi kendinden yukarıda olan biri hakkında bilgi sahibi olmayı pek sever; bir kont ya da prensle yalnızca şapkalar çıkarılarak selamlaşma düzeyindeki bir tanışıklık bile, birtakım yakın dostluklardan üstün tutulur.
Kitap okurdu. İçerik konusunda sıkıntı çekmezdi: Ne üzerine olursa olsun kitap: İster bir sevdalının serüvenleri, ister alfabe, isterse dua kitabı, hiç fark etmezdi, bütün kitapları eşit ilgiyle okurdu; bir kimya kitabını bile geri çevirmezdi. Onu okuduğu şeyden çok okumanın kendisi, daha doğrusu okuma süreci ilgilendirirdi: Birtakım harfler bir araya geliyor ve her zaman, anlamını bazen şeytanın bile bilemeyeceği bir sözcük oluşturuyorlardı! Genellikle antredeki şiltesinde ve yatar durumda gerçekleşirdi bu kitap okuma işi, o yüzden de şiltesi, üzerinde gece gündüz yatıla yatıla incelmiş, pide gibi olmuştu. Okuma tutkusu dışında karakteristik diyebileceğimiz iki özelliği daha vardı. Bunlardan biri giysilerini çıkarmadan, üzerinde ne varsa, öylece yatmaktı; öbürü gittiği her yere kendine özgü kokusunu taşımaktı.