"onu her zaman görüyordum. her gün hep aynı saatte, aynı yerde, aynı durumda bir fotoğraf çektiriyordu. günlerce sürüyordu bu. yaşamı durdurur gibi, ölümü anlaşılır yapar gibi, kendini bir fotoğraf ölüsüne yapıştırıyordu sürekli."
bilmem ki hangi yıldı. karışık bir akşamüstüydü. bir panayır ölüsünü andırıyordu kent. kar yağıyordu sürekli. içimize yağıyordu, dışımıza yağıyordu. oysa bir otel odasında, odanın varlığına duruşlarımızı uydurmuş, bir 'uzak-yakınlığa' koşullanıyorduk. karşımda duruyordun, hemen karşımda. çok uzun bir yolculuktan yeni dönmüştün. yani kendinin bir o kadar uzağına düşmekten. saçların saçlarınla, boynun boynunla, her yerin her yerinle tek çizgide tek uyumda birleşiyordu da... yüzün mü? merdivenlerden bir iniş gibiydi yüzün. ama sevgiyle doluydun her zamanki gibi, beni de aşan sevgiyle. oysa sevmek belirsizlikti benim için. anlamı baktığı yerde kalan bir çift göz imgesiydi. öyleydi.