Kitabın baş karakteri olan Raskolnikov insanları iki türe ayırır; sıradan insanlar ve olağanüstü insanlar. Sıradan insanlar kurallara uyan, yasalar etrafında yaşantısını sürdüren ve bundan mutluluk duyan insanlardır. Olağanüstü insanlarsa kuralları çiğner hatta yeni kurallar getirirler. Daha iyiye ulaşmak için şimdiyi yok ederler. Raskolnikov sıradan insanları aşağılamaz çünkü sıradanlığın onların tabiatında olduğunu düşünür ve kendisini olağanüstü insan sınıfında konumlandırır. Tüm macera bu düşünce üzerine şekillenir.
Raskolnikov geçmişteki olağanüstü insan örnekleri üzerinden bu türü daha niteleyecek kuramlarından bahseder.
‘Bu iyiliksever, bu kurucu, yasa koyucu insanların çoğu büyük bir kan dökücüdür.’
‘Toplum içinde biraz sivrilen yani topluma söyleyecek bir şeyleri bulunanlar birer suçlu olmak zorundadırlar. Tersi durumda zaten sivrilmelerine olanak yoktur. ‘
Raskolnikov bu söylemleriyle kendisini suçuyla özleştiriyordu.
Yaşlı tefeci kadın Alyona Ivanovna’yı öldürmek yaşlı tefecinin esiri olan insanları kurtaracaktı ve elde ettiği parayla eğitimini tamamlayacak, toplum içinde yükselecekti. İşlediği cinayet daha iyi bir yerlere gelmek ve insanlara fayda sağlama yolunda bir basamaktı. Hiçbir zaman Raskolnikov’un suçu işlediği cinayet olmamıştı. Sonuçta bir insan tabiatı yüzünden suçlanamazdı.
Olağanüstü bir insan mıydı Raskolnikov? Yoksa sıradan bir insan mı? Cinayetten sonrası bu ikilem arasında geçiyor. Raskolnikov’un olağanüstü insan düşüncesi masum Lizevanta’yı öldürmesiyle büyük bir darbe alıyor ve kendisini bambaşka bir evrende bulan Raskolnikov vicdan azabı çekmeye başlıyor. Ateşli hastalık ve ruhsal bunalım yaşayan Raskolnikovu cinayet sonrası kitapta tanımaya başlıyoruz. Cinayet öncesi ahlaki ve maddi motivasyonlarının hiçbirinin güçlü olmadığını ve