Nesirlerine ve şiirlerine bakıyorum: Gençliğin dil hazinesi o kadar fakir ki, bazı makaleler köylü mektuplarını, bâzı şiirler de Hıdırellez manilerini andırıyor. Otuz bin kelime kullanan Shakespeare'den beş asır sonra, bu zavallıcıkların bir iki bin kelime içinde çırpınmaları acıklı bir destandır.
Birisinde yüzlerce faziletle beraber, bir de ayıp bulunsa, o ayıp, armudun sapı, üzümün çöpü gibi kınanmaz bir ayıptır.
Terazide her ikisini de beraber tartarlar, çünkü sapla, yahud çöple meyve, beden ile can gibi birbirleri ile uyuşmuşlar, birbirlerinden hoşlanmaktadırlar.
Demek ki büyükler; “Temiz kişilerin bedenleri tertemiz can kesilmiştir” sözünü, boş yere söylememişlerdir.
Ey gerçekten de yok olan insan, yok'un önü, ardı olur mu? Sen aklını başına almadıkça hep böyle gama, neş'eye dalar gidersin. Halbuki aslında sen, bir gölge varlıksın. Yoktan ibaretsin. Bu sebeple gamın da, neş'en de yoktur.