Toplumsal cinsiyet, bireylerin iç dünyasından ya da kültürel sembollerden ibaret değil de
emek, iktidar ve kateksis alanlarında yapısal olarak kurulup
kurumlar tarafından pekiştirilen,
bireyler tarafından bedenleriyle ve zihinleriyle içselleştirilen,
kültürel pratiklerle yeniden yeniden üretilen,
ve tarihsel krizlerle dönüşen bir ilişkiler sistemiymiş. Değişebilir, dönüşebilir kadınlık ve erkeklik kalıpları ki tarih boyunca da değişmiş.
Böyle gelmişse böyle gidecek değil ya diyor özetle.