"Görmek, fotonların beyindeki görme korteksi tarafından doğrudan yorumlanabilmesi demek değildir; bu deneyime bütün vücut dâhil olur. Beyne gelen sinyaller, ancak alıştırmalar yoluyla anlam kazanır; bunun için de sinyallerin, hareketlerimiz ve onların duyusal sonuçlarıyla ilgili bilgilerle eşleştirilmeleri gerekir. Beynin, görsel verilerin gerçek anlamlarına ilişkin doğru yorumlar yapabilmesinin tek yolu budur."
Yani gözümüz var diye görmüyoruz, beynimiz o verileri işlediği için görüyoruz. Bu, diğer duyularımız için de geçerli. E her duyuyu da her beyin farklı şekilde işlediği için her beyin farklı bir dünya olmuyor mu?
"Sahip olduğumuz trilyonlarca bağlantı hiç durmaksızın tekrar tekrar oluştukça, ortaya çıkan ayırıcı örüntüler, sizin gibi birinin daha önce varolmadığı ve bundan sonra da varolmayacağı anlamına gelir. Tam şu anda deneyimlediğiniz bilinçli farkındalık, yalnızca ve yalnızca size özgüdür."
Peki biz bu verileri işlemeyi nasıl öğreniyoruz? İçinde bulunduğumuz toplum mu öğretiyor? Neden aynı filmi izlediğimizde farklı anlamlara yoruyoruz? Ya da aynı olayı çok farklı hatırlıyoruz?
"Yukarıda, duyularda eşzamanlılık konusunu ele alırken gördüğümüz gibi, aslında hiçbir zaman 'an' içinde yaşayamayız. Bazı felsefeciler de, bilinçli farkındalığın hızlı işleyen bir bellek sorgulama süreci olduğunu ileri sürerler. Buna göre beynimiz sürekli olarak 'Az önce ne oldu?' sorusunu sormaktadır ve bilinçli deneyim dediğimiz şey de aslında anlık bellekten ibarettir."
Yani anlık fotoğraflar çekiyoruz ve rastgele çekilmiş o fotoğrafları art arda oynatıp bir filmmiş gibi varsayıyoruz. Üstelik filmi izlerken sonrasını da kurguluyoruz/uyduruyoruz. Yani gelecek uyduruyoruz.
E o zaman insanın aklına, bütün bunlar birtakım nöronların birbiriyle etkileşimi ise ben bundan ne