Bayan Elm ilk hamlesini yaptı. Atlarından birini yan yana güzelce dizilmiş beyaz piyonların üzerinden aşırdı. "Sınavlar elbette ki seni kaygılandıracak. Fakat ne istersen olabilirsin, Nora. Bütün olasılıkları düşünsene bir. Ne kadar heyecanlı."
"Evet. Öyle galiba."
"Önünde koca bir hayat var."
"Koca bir hayat."
"İstediğini yapabilir, istediğin yerde yaşayabilirsin. Burası kadar soğuk ve rutubetli olmayan yerler de var."
Bir ağızım yok ama doyar karnım,
Bir bakış, bir dokunuş, bir güzel sözle.
Gözlerim yok ama görürüm bir ruh,
Beni tamamlayan sadece odur.
Bir askerin avcunun içinde titrerim,
Dokunuşu nefesim, kanım, sükûnetim olur.
Tümüyle kayboldum ama tamamen bulundum,
Esir alındım, alıkondum... zincire bağlı bir tutsağım.
Aydınlıksis. Kutsal Şehir'deki en fakir dördünlereden biri. Sakın ismine aldanma, aydınlık bir yer falan değil.
Garvin yanılıyordu.
Aydınlıksis'teki tek aydınlık şey tam karşımda duruyordu.
Birkaç kez beni ona bakarken yakaladı. Etrafımızdaki manzaraya odaklanmaya çalıştım ama gözlerim durup dururken sürekli ona kayıyordu. Çelişkileri, sırları ve derenin kenarındaki dilek sırıklarını gördüğümüzde olduğu gibi, bazen sert şövalye kimliğinden sıyrılıp ortaya çıkan o kişiliği bende hayranlık uyandırıyordu. Kim olduğumu unutup bileğime bir dilek sırığı yerleştiren o kız. Başka bir dünyada, başka koşullarda onunla arkadaş olabileceğimizi düşünüyordum. Hatta belki daha fazlası.