Canan Ülkü

Canan Ülkü
@lottecanan
@arkaraftakitap instgram adresim
Filolog
Fransız dili ve edebiyatı
Konya
149 okur puanı
Ağustos 2019 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Puan vermedi·344 syf.··
2021 6. kitabı
"  Zararlı kitaplardan ırak dur Yakov..El sürme kirli olanlarına. ..." - "Zararlı kitap yoktur.. dünyada, zararlı olan şey...kitaplardan korkmaktır" Bernard Malamud 26 Nisan 1914 yılında dünyaya gelmiş 18 Mart 1986 yılında vefat etmiş  Amerikalı yazar döneminin bilinmiş en ünlü Yahudi yazarlarından biridir. Malamud Amerikalı bir yazar olduğu için   roman yazmaya karar verdiğinde siyahiler ile beyazların bir çatışmasını anlatmak isterken o dönemde dedesinin anlattığı gerçek bir olaydan esinlenmiş ve 1913'te Kiev'de Yakov'unkiyle aynı suçtan yargılanan Mendel Beilis'ten esinlenerek  ‘Tamirci’ eserini yazmış. Her türlü bir adaletsizlik evresini göstermek istemesi onun entelektüel yönünü ve olaylarda tıpkı romanın sonunda gibi madem bir haksızlık olacak o zaman önce baştakilere olsun algısıyla içindeki ifadeyi cümlelerine en ateşli dökebilmiş yazarlardan biridir. İktidar, kendi pisliğini bir insanın bir ideolojisini, varlığını ve hatta görüntüsünü kullanarak yapıyor olmasını gözler önüne seriyor. Öyle ki Tamirci kendini Yahudi hissetmeyen bir adamken hikayenin başında iktidarın oyunları yüzünden öteki yapmaya çalışılan insanların yanında olunması gerektiğini düşünmeye başlıyor insan ve eğer öleceksek haklı bri dava için ölmeli, bir yalanla heba olmaktan iyidir diyor. Benim için kitabın en sarsıcı, adalet duygusunun hepimize ne denli gerektiğini bir acı, bir olay karşısında nasıl bir kimlik edinmemiz gerektiğini Bibikov şöyle ifade etmiş , 'Senin hayatının değeri yoksa benimkinin de yok demektir. Yasalar seni korumuyorsa, gün gelecek, beni de korumayacak, demektir'. Adalet kavramını açıklamak için önce hep aklıma Kafka'nın Dava eserini getiririm belki de adalet kavramıyla dalga geçmeyi başarabilmiş tek eser ve Tamirci Kitabında da insan adaleti sorgularken sık sık
TamirciBernard Malamud · Kafka Kitap · 20131,407 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·456 syf.··
Beğendi
·
2021 5. kitabı
"Siz nerede düştüyseniz orası da sizin içinize düşer. Yaşadığınız yer değil, düştüğünüz yer olarak kalır içinizde." Selam, daha önce bir kitabın sonunda kendi çocukluğumuzda da seslenecek sihirli cümleleri bulduğunuz oldu mu? Ben kitabımızın Seher karakteri sayesinde çocukluğuma kadar indim ve, geçti, dedim... büyümek sandığın kadar kolay değil, dedim. Geciktim ama geldim, dedim. Dedi Seher yani. Ben de tuttum onun elinden, bak sabah oldu ve sabahlar hep olacak dedim. Aidiyet duygusunu yaşamamak varoluşsal sancının en sancılısı bence. Çünkü eğer sizi çocuk yaşta koşulsuz seven biri olmadıysa bu dünyaya gerçekten fırlatılmış olmayı sizden daha derin hissedecek biri olmuyor. Ve çocukken açılan her yara büyüyünce insana bir çukur hazırlıyor. Geçti demeden, o çocuğun elini tutmadan da hiçbir şey zamanla, yaşla geçmiyor. Kitabın karakteri Seher, Annesi ve babası onu bırakınca hayatı hep yolculukla geçmiş, bir akrabadan diğer akbabaya savrulan yaşamında ait olamamanın hissiyle sürgün hale gelen, sevilmeyi, görülmeyi, fotoğraflarda yerinin olmasını isteyen birinin hikayesi bu. Nermin Yıldırım bu eserinde bir yolculuğa çıkıyor, bizi bir yolculuğa çıkarıyor. Daha doğrusu zaten gerçekten Portekizden, İspanya'ya yürüyor 2019 yılında. Sonra ise bu kitabının  içine iliştiriyor yolculuğunu. Ne de güzel yapmış. Yolculuklar neden yapılır? Arayıştır yolculuk, sadece bakıp durup geçtiğimiz mekanlar olsun diye çıkmayız bir yere. Aradığımız ya kendimizdir ya da hiçbir şey. 2019 yılında ben de yolculuğa çıkmıştım o yüzden Nermin Yıldırım bu eserinde eğer kendini anlatmadıysa bile isteye, bir yerlerine beni dahil etmiş gibi hissettim. Duygularına, hüznüne ortak oldum. Kadına dair çok şey var bu eserde özellikle tecavüzden sonra yaşananlar çok acıydı, Seher'i  yaşadığı büyük acıları
Edebiyat
EvNermin Yıldırım · Hep Kitap · 20206,8bin okunma
Puan vermedi·455 syf.··
Beğendi
·
2021 4. kitabı
“Ben tarafsız değilim. Açık seçik taraf tutuyorum. Yobazlığa karşıyım, ırkçılığa karşıyım, gericiliğe karşıyım. İnsanların sömürülmesine ve savaşa karşıyım. Sosyalizmden, sevgiden, kardeşlikten, aydınlıktan yanayım.” Selam, bana en çok keyif veren kitaplardan biri ile geldim size hayatimin bu döneminde belki onu anlamam zor olsa da çok sindirerek, içerleyerek okudum Mîna Urgan'ın özyaşam öyküsünü. Dinozor dedigi kendinden bahsederken küçük bir çocuk gibi o dinozorun hayranı kalacağımız tahmin eder miydi acaba? Bu kadar samimi, bu kadar naif ve kimi zaman mizahla kimi zaman hüzünle nasil da güzel anlatmış her şeyi... Çokca imrendim yaşamına, durusuna zira  ortak özelliklerimizin bulunması ve ilk valsını Atatürk'le yapmasından  dolayı epey bir kendimi yerine koymak istedim yazarin. Filolog olan yazarımız kitapta yer yer Fransızca bana da bir şeyler öğretmeden geçmedi ve keşke dedim eski zamanlarda bir yerlerden gelseydim ben de... Cumhuriyet dönemi kadınların ne kadar şanslı olduğunu, Mîna Urgan sayesinde ve samimi Atatürk anıları sayesinde çok net hissediyoruz. Bazı yerlerde Atatürk'ün bir anda orada olması ve "hiç rahatsız olmayın gençler "demesi gibi sıcacık anilar okuyoruz. Falih Rıfkı Atay, Mîna Urgan'ın üvey babası ve hatta annesiyle boşandıktan sonra dahi ilişkileri devam etmiş gerçekten çok hoştu babasıyla olan kısımları okumak. Mîna bir burjuva ailesinde büyüyor zaten bu sayede biraz da Atatürk ile balolarda, merasimlerde karşılaşabiliyor diye düşünüyorum ama sonrasında annesinin eşinden bosanmasiyla birlikte tüm paraları tükeniyor ve Mîna o zaman yaşamı anlamaya başladığını söylüyor. Bu kitabı okuyacak kişilerin bilmesi gerekenler var diye düşünüyorum eğer her görüşe saygılı biri iseniz kitabı keyifle okursunuz zira Mîna Urgan ne lafını esirgiyor ne de eksik
Bir Dinozorun AnılarıMina Urgan · Yapı Kredi Yayınları · 202214,3bin okunma
Puan vermedi·64 syf.··
Beğendi
·
2020 168. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 25 Aralık 2020 16:15
Selam, Krizantemler biz de Kasımpatı çiçeği olarak bilinir. Bu kadar güzel olmasına rağmen hep ölüm çiçeği olarak anılmış. Bizde ki adı da çok manidar, zira kasım ayında birden ortaya cikiverdiği için böyle tatlı bir isim vermişiz ona. Bizim ülkemizde genelde çelenk çiçeği olarak karşımıza çıkıyor ama aslında kutlamalara gönderilmezmiş çünkü ölümden başka simgesi yokmuş bu çiçeğin. "Bir inanışa göre de yas tutan kişiye ‘iyimserliğini kaybetme’ demek için ve onu bir nebze de olsa tebessüm ettirebilmek için verilirmiş Kasımpatı." Birçok da aşk destanında, mitolojik hikayelere konu olmuş hep hüzünü barındırır bir şekilde. John Steinbeck de bir adaletsizlik içinde bulduruyor bize Kasımpatı'yı. Tam da şöyle kitabın teması "Bazıları zevk için yemek yer, bazıları ayakta kalmak için." Köylü bir kadının ve tencere,çaydanlık gibi eşyaların tamiratını yaparak geçimini sağlayan bir adamın arasinda geçen diyalogu okuyoruz. Steinbeck genelde eserlerinde toplumsal sınıf eşitsizliğin değinir ve bunu yaparken de çok nüktedan yapar zira okurken başka anlamlar, düşününce ise başka anlamlar yüklenir istemsizce eserlerine. İnsanın yaşam içinde tıpkı yöre yöre değişen bir değeri olduğunu anlamamız için. Yazar bize bir çiçekle o kadar çok şey anlatmış ki, farklılığın içinde ki güzelliğin bizde olduğunu, herkesin kendine göre haklı olduğunu görmemek elde değil. Ben bu hikayede iki karaktere de dıştan bakıyor gibi hissettim okurken ve en sonunda ağlayan karakterin acisina değil, ağlamayan karakterinin acısına üzüldüm. Çok kısa ve sıcacık olan bu eseri mutlaka okumalısınız, zira çiçekler açması gereken kalplerimizin ihtiyacı var. Belki yazarı tanımak için doğru bir başlangıç olmayabilir ama. Baska kitaplarda görüşmek dilegiyle .
KrizantemlerJohn Steinbeck · İnka Yayınları · 2019808 okunma
Puan vermedi
"Büyüyemedik ama çocuk da kalamadık. Bir enkazız yalnızca." Selam, Ne zamandır kendimi anlatacak bir karakter arıyordum size biraz hayıflanabilmek için. Hani böyle bir acı yaşadığınızda veya mutluluk o an değilde sonra anımsatır ya kendini işte öyle bir dönemden geçiyorum çünkü. Mutluluğum bana mutsuz gecen onca zamani anımsatıyor, şimdi geçmişe cok ışık tutuyor. Hayatımın sağanak yağışlı döneminden "Seyrek Yağmur " lu havalarına girdim gibi hissediyorum. Etrafımda olan bitene hem cok ilgiliyim hem de hiç ilgili değilim çünkü "ne büsbütün içindeyim Yaşamın ne büsbütün dışında ." Seyrek Yağmur 'dan bahsedelim biraz. Rıfat karakterinden. Bir kitapçı dükkanının adı, kitapçı Rıfat da öyle bir karakter ki sanki bize Yusuf Atılgan'ın Aylak Adam'ı, Oğuz Atay'ın Turgut'u gibi geziyor aralarda. Birçok yönetmen, birçok sair geçiyor içimizden, yani kitapta. Deli bu Rıfat diyorsunuz ; mitolojide giriyor, filmlerden çıkıyor, bir bakmışsınız Bilge Karasu'ya atıf var bir bakmışsınız ironi ile yönetime, bazen kitaplara bile laf atıyor. Deli bu Rıfat diyorsunuz ; terk edilmek onun en büyük yarası, işin garibi onu her terkedeni özlüyor olması. En komiği ama en trajedisi de postaneden kitapevine mektup göndermesi sanki kendisine mektup göndermiş gibi eski sevgilisi bir de ağlıyor o mektuba. Öylece bitiyor kitap 100 sayfada iste, oradan buradan sallıyor hayat Rıfat'a da. Meğer üzerine düşen Seyrek Yağmur'larla da ıslanıyormuş insan. Severek okuduğum bu eseri herkese öneriyorum.
Seyrek YağmurBarış Bıçakçı · İletişim Yayıncılık · 20212,770 okunma