Hakikat tekti, değişmezdi. Şans, kader, kısmet, bizim elimizde değildi. Ama yine de her şeye rağmen karar verdiği duyguyu yaşamaya muktedirdi insan. Büyük yıkımlardan güçlenerek çıkanlar da, ufacık talihsizliklerde yok olup gidenler de buna örnekti. İnsan evvela ne istediğine karar vermeliydi. Hayat nasılsa geçiyordu. Onu kahrederek mi tüketecekti, yoksa zevk ederek mi? Çünkü mutsuz olmaya karar vereni, başına değil talih, ebabil kuşu bile konsa yolundan çeviremezdi. Hayata kahretmeyi tarikat edinmiş olan, her türlü güzellikte bir çirkinlik, her türlü sevinçte bir mahzunluk bulmayı, sadece ve sadece onu solumayı becerirdi. Ama yok, tersine karar verdiyse, bu defa da başına ne gelirse gelsin, altından kalkmayı bilirdi. Bu yüzden, geleceğe baktığımda ne umuyorsam onu görecektim. Ne göreceğimi, yani geleceğimi, bir bakıma kendim seçecektim.