cokkadinhickadinaptal

cokkadinhickadinaptal
@loversrockstyle
ac bı tuborg zaten sonumuz morg fakeprofıle
Lev Tolstoy, Anna Karenina 'yı yazarken, hizmetçisine "Beni sakın rahatsız etme." demiştir. Hizmetçisi de kabul etmiştir. 2 gün boyunca Tolstoy hiç çıkmayınca birşey olması korkusuyla kapıyı açmak istemiş, çalmış çalmış, ses yok. Kapıyı açmaya korktuğu için akrabalarını çağırmış. Akrabaları kapıyı açıp içeri girdiğinde Tolstoy, cenin pozisyonunda baygın şekilde yatıyormuş. Ayılttıklarında ise, Anne Karenina adlı kitabındaki Anne Karenina için 'öldü, Anne Karenina öldü.' diye sayıklıyormuş. Böylesine hissedilerek yazılmış bir kitap.
Reklam
Nartanesinin Hikâyesi;
Çok eski zamanlardan birinde birbirini çok seven bir çift varmış. Geçimlerini çiftçilik ile gerçekleştirirlermiş. Gel zaman git zaman bu çiftin bebeği olmuş. Kadın hamileyken çok fazla nar aşerdiği için doğan kızlarının adını Nartanesi koymuşlar. Hikayenin devamında Nartanesi daha iki yaşına gelmeden sevgili anneciği yakalandığı kötü bir hastalığın pençesinden kurtulamadığı için ölmüş. Çok geçmemiş ki Nartanesi'nin annesini toprağa vermişler. Artık sadece babası varmış hayatında. Aradan koca bir kaç yıl geçmiş. Nartanesi büyüyüp dilere destan güzelliğe sahip olmuş. Babasıyla her gün tarlaya gider ekin ekermiş. Ne var ki hayatları bu düzende çok uzun süre devam edememiş. Çünkü babası tekrar evlenmeye karar vermiş. Hatta evleneceği kişiyi bulmuş bile. Civar köylerden birinde yaşayan kocasını beş sene önce kaybetmiş dul bir kadınmış bu. Kadının da Nartanesi ile yaşıt bir kızı varmış. Hikaye buya düğün dernek taşınma işleri kısa bir zamanda gerçekleşip bitmiş. Nartanesi, babasının evlenmesine ilk başlarda çok sevinsede sonradan üzüntü sarmaya başlamış dört bir yanını. Üvey annesi onu babasının olmadığı yerde dövüyor, kızıyor, kırıyormuş. Üstelik kendi kızı Nartanesi kadar güzel değil diye ondan nefret ediyormuş. Nartanesi'ni civarın en delikanlıları, zenginleri, yakışıklıları istiyormuş. Kendi kızının kısmetini kapattığını düşünüyormuş Nartanesi'nin. Birde babasının, ben kızımı kimselerle vermem o hep benim yanımda olacak demeleri yok muydu? Resmen çıldırtıyormuş bu sözler kötü kalpli kadını. Günlerden bir gün, sıcak yaz gününde Nartanesi tarladan yorgun argın eve gelmiş. Babası erzak almak için eve geç gelecekmiş. Nartanesi, üvey annem kızmadan evi temizler, yemek yapar, sonrada dinlenirim diye düşünürken, kapıda karşılamış onu üvey annesi. Elinde koca bir bardak
YÂDEST şiiri
"Yahu birader kusura bakma. Malum ya kaç senedir gurbetteyiz. Hem de taa bin dokuz yüz doksan dört kilometre mesafede. Kolay değil, ha deyince gelemiyoruz. Gelmişken sana da bir uğrayayım dedim. Az soluklanayım hele şuraya oturup. Arabayı aşağıda bırakmıştım. Sizin burası bayağı yokuşmuş, nefes nefese kaldım. Yaşlandık be birader. Sen aynısın maşallah, hiç değişmemişsin! Ee, anlat bakalım, ne var ne yok?" bu radyo tiyatronun devamini dinlemenizi oneririm cok anlamli ve hos
Radyo Tiyatrosu
mustang gibi degerli bi filmimize sahip cikamamak beni uzuyo bu yuzden farkettirmek boynumun borcu oldu biraz mustangden bahsedecegım. maalesed turkıyede kizlarin davranislari, disari cikmalari, hatta nasil yasamalari gerektigi bile toplum tarafindan belirlenmeye calisilabiliyor. bu durum bircok ulkede farkli sekillerde goruluyor. mustang ataerkil toplumu ve bunlardan zarar goren kızlari ve kadinlari cok etkileyici sekilde anlatan cok degerli bir film. film, bes kiz kardesin ozgurluklerinin yavas yavas kisitlanmasini gosterirken aslinda ataerkil baskinin gunluk hayatta nasil ortaya ciktigini gosteriyor. buyuk dramatik olaylardan cok, kucuk ama anlamli sahnelerle izleyiciyi dusunduruyor. bu yuzden mustang sadece bir hikaye degil, ayni zamanda kadinlarin ozgurluk arayisini ve toplumdaki esitlik tartismasini gundeme getiren onemli bir sanat eseri olarak goruluyor. bircok insan icin film bu nedenle cok kiymetli kabul ediliyor. anlayabilene cok ince detayli ve anlamli bi film. yurtdısında da baya ovulen bi filmdi. hatta oscar icin fransa aday gostermisti. bazen elestirilerde turkıye koy hayatini cok yansitmadigini soyleyenleri gordum; mustang aslinda turkiye-fransa ortak yapimi bir film. yani cekimleri turkiyede (karadeniz tarafinda bir koyde) yapildi ama yapimci ve finansmanin buyuk kismi fransadan geliyor. bu da bazilarinin “film daha cok batili izleyiciye gore cekilmis” diye elestirmesine sebep olmys. filmin yonetmeni Deniz Gamze Ergüven de zaten turk-fransiz biri. o yuzden film uluslararasi bir proje gibi dusunuluyor. ayrica film ilk kez Cannes Film Festival’de gosterildi. orada “directors’ fortnight” (quinzaine des realisateurs) bolumunde prömiyer yapti ve cok iyi yorumlar aldi. sonra fransa filmi Academy Awards’a “en iyi yabanci film” kategorisinde aday olarak
neden kımse turk yapımı kalıtelı fılmlerı konusmuyooooo "Mustang" ızleyın turklerdense yabancılar daha cok ızlemıs öukemmel ve asırı anlamlı bı fılm ızleyıntm