Sosyalizm dünya kavgasını "özel mülkiyet"i bitirmekle bitirebileceğini sanmış. Fenâ aldanmış. Çünkü sahipliği bitirdiği her sosyolojide sorumluluk hissini de köreltmiş. Yani ki insanlar sahibi olmadıkları şeylerin sorumlusu da olmak istememişler. "Mahsûl benim değilse tarlayı sürmek neyime!" diye dikelmişler. Buradan da tembellik çıkmış. Halbuki İslâm öyle dememiş. Ya? İslâm demiş ki: Mülk sorumluluk itibariyle senin. Daire-i muamelâtta öyle kabul ederim. Ama Mâlik-i Hakiki olmak bahsinde yalnız emanetçisin. Daire-i îtikadda öyle kabul ederim. Tarlanı ekip mahsûlünü alacaksın. Helâl u hoş olsun. Lâkin emanetçiliğinden yana hatırlatmaları da gözardı etmeyeceksin. Zekâtın, sadakan, ibâdetin de hoş olsun.
Arkadaşım, başka bütün ayetler bir kenarda dursa, yalnız "sistemindeki bütünlük"ten dolayı İslâm'ın hak din olduğuna iman ederdim. Meselâ:
"Mü'minler ancak kardeştirler!" buyuran din aynı zamanda "hamdın da Allaha mahsûs olduğunu" emrediyor. Ne mucize! Ne uyum! Ne san'at! Ne incelik! Evet. Bunlar bence "kâinatı kuşatan bir kanun"un fertleridir.
Aynı güzelin farklı sûretleridir. Yâni ki, birbirlerinin bütünleyicileridirler. Birisi olursa ancak diğerisi de olur. Birisi kuşanılırsa diğerinin kemâline erişilir. Öyledir: Hamdı topyekûn olarak Allah'a verenler ancak aralarında kardeşliği tesis edebilirler. Hızlı mı gittim? Karıştırdım mı? Peki. O zaman bu büyük hakikate bakmanın daha kolay yollarını aramaya çalışalım. Bismillah: Sualle başlayalım:
Şunca nizâlar niye çıkıyor arkadaşım? Para, menfaat, güç, mülk sevgisi, şöhret tutkusu, bencillik, kibir, hased... vs. Dilediğince ekleyebilirsin. Kem duygular-nesneler sayısınca çarpabilirsin. Fakat bence hangisinin ardına düşsek ilânihaye varacağız: **İnsanlar varlıkta asıl "hamd"ı paylaşamıyorlar. Evet.