Fakir Baykurt diyor ki:
"Epeyden beri kafamda gezen bu romanı Mamak Askeri Cezaevinde yatarken geliştirdim. Bitmedi, Ankara Sivil Merkez Cezaevine geçtim. Yapacak iş yok. Yazma olanağı da yok. Ne yapayım? Vurdum voltamı, kurdum romanımı.
Çıkınca da hemen yazdım... Gerçi bu romanda doğrudan doğruya cezaevi geçmiyor. Ama halkımızın macerasına cezaevinden bakıyorum. Ne rastlantı, hem de Cumhuriyet'in 50'nci yılında! Ve başka bir rastlantı, bu notu yazdığım gün, kesinleşmiş bir cezayı çekmek üzere gene cezaevine giriyorum. Yeni voltalara, yeni romanlara..."
Şu zorba düzenin gerçek yazarlarımıza tek katkısı da bu olsa gerek, yüzlerce roman, hikaye atılan o voltalar esnasında gelişti, kaleme alındı bize ulaştı. Fakir Baykurt da bu koca eseri kesinleşmiş cezalarını çekerken kurguladı.
Bu coğrafyada daima var olacak iki şey nedir diye sorda biri şunları söylerdim: 1- Cehalet 2- Cehaletle savaşı anlatan yazarlar. Fakir Baykurt 1972'de yazdı bu kitabı yaklaşık yarım asır geçti üzerinden geldiğimiz seviye Koronavirüs salgınında acemice verilen bir sokağa çıkma yasağında panik olan halkın marketlerde "Luppo, Cola ve pırasa alması" demek ki geçen yarım asır ve değişen dünya cehaletin adeta bir arsenik gibi ruhumuza damıtılmış olduğu o vaziyetten kurtulamadık o zehrin bizi ne zaman öldüreceğini bekler bir vaziyetteyiz.
Okullar okuyup kendine fikri hür, insanlık bilinci gelişmiş süsü veren insanlarımıza bakıyorum felsefe, sosyoloji, psikoloji ve en önemlisi post-modern kitaplar ellerinden düşmüyor evreni ve kendimizi anlamlandırma çabalarımız gayet güzel ama özümüze bakmıyoruz bizim etrafımız dört koldan cehaletle sarılı cehaletle verilen savaşların hiçbirinde o üst okumaların faydası olmayacaktır çünkü karşınızda hacı hoca tarafından işlenen, toprak ağaları tarafından sömürülen