Açıkçası bu kitabı alırken bu kadar kalbime dokunacağımı tahmin etmemiştim... Okb ile mücadele eden biri olarak, Sam'in yaşadığı durumlar benimkilerle yakın olduğundan kalbim sızladı ancak bir yandan kitap karakteri olsa bile yalnız olmadığımı bilmek güzel bir histi.
Kitaba gelince, ilk sayfalarda klişe bir genç roman okuyacağımı sanmıştım ancak o kısımda da beni yanılttı, bundan fazlasıydı. Hayatımız her gün değişiyor, sevdiğimiz insanlar, yaptığımız şeyler ve hatta biz de öyle. "Kendini tanıma ve olmak istediğin kişiye dönüşme, sevdiğin insanlarla birlikte." Kitapta bunu oldukça fazla hissettim. 'Normal olmak' tabirinin gereksiz olduğunu, 'deli' olmanın kulağa her ne kadar çılgınca gelse de sorun olmadığını, beynimizin çok farklı şeyler yapıyor olsa da özel olduğumuzu anlayabildim. Sanırım tüm bunlar bir gençlik kurgusundan biraz fazla, değil mi?
Şairin Köşesi gerçekten hoşuma giden bir yer oldu. Hepimiz kaybolmuş hissederiz ve ait olduğumuz bir yer olsun isteriz. Kendimizi kelimelerle ifade edip bunu bizi anlayacak kişilerle paylaşmak isteriz. Bunu şiirlerle yapmalarını çok sevdim. Özellikle Sydney adlı karakterin fast food ambalajlarının üstüne yazdığı şiirler beni gülümsetti. Şiirler her zaman bana mükemmel olmalıymış gibi gelmişlerdi ama sadece hislerimizi aktarabilmek asıl önemli olan şeymiş.
Caroline ve Sam'in arkadaşlığını öyle sevmiştim ki kitabın sonlarına doğru neredeyse gözlerim doluyordu. Bu kitap kesinlikle beklentimin üstünde çıktı ve yeni güzel şeyler öğretti bana. Kütüphanemde her zaman güzel hisler hatırlayarak bakacağım ona.