b.

Aşkın Sanatı.
Puan vermedi·240 syf.··
2026 15. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 21 Nisan 2026 15:11
Bence birçok okurun gözden kaçırdığı şey şu: Bu kitap 'modern' bir aşk rehberi değil. Baştan sona didaktik bir şiir; yani amacı insanı romantik duygulara boğmak değil, öğretmek, yönlendirmek, hatta yer yer aşkı kurallara bağlamak. Üç kitaba ayrılması ve her birinde " aşık kişi nasıl elde tutulur, aşık olunca nasıl davranmalı, kadınların sevgisi nasıl kazanılır" gibi oldukça sistemli başlıklar olması da bunu açıkça gösteriyor. O yüzden eseri bir lirik aşk hikâyesi gibi okumak yerine, biraz ironik, öğretici ve zaman zaman da satirik bir metin olarak görmek bana daha anlamlı geliyor. Benim için mesele bu çatışma değildi açıkçası; okurken en çok etkilendiğim şey Ovidius'un kültürel ve edebi birikimiydi. Kitap boyunca Homeros ve Sappho gibi yazar/ şairlere yapılan göndermeler, mitolojik hikâyelerin sürekli devreye girip örnek olarak kullanılması ve Yunan-Roma kültürünün iç içe geçmesi, eseri basit bir aşk hakkında yazılan bir kitap olmaktan çıkarıyor. Daha çok, geniş bir edebi ağın parçası gibi hissettiriyor. Aslında sadece aşk üzerine öğütler vermiyor; aynı zamanda yaşadığı dönemin insanını, kültürünü ve edebiyat anlayışını da taşıyor. Benim okuma deneyimimi en çok zenginleştiren şey ise çeviri notlarıydı. Özellikle mitolojik referansların ve kültürel arka planın açıklanması, metni yüzeyde kalmadan okumamı sağladı. Zaten böyle bir eseri bağlamından koparıp okumak pek mümkün değil ve iyi bir çeviri de bunu görünür kılıyor. Çevirmen Çiğdem Dürüşken'e bu noktada hayran kaldım. Kısacası, bence bu kitabı günümüzle yarıştırmak yerine kendi zamanı içinde okumak gerekiyor. Ancak o zaman ne kadar tuhaf, ne kadar cesur ve aslında ne kadar etkileyici bir eser olduğu gerçekten fark ediliyor.
Edebiyat
Aşk SanatıOvidius · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2018749 okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Kadınlar (Gerçekten) Vardı
2/10
·96 syf.··
2026 5. kitabı
Açıkçası bu kitabı sanatçı hakkında çerezlik bilgiler edinmek için almıştım ve bu yüzden fazla bir beklentim yoktu. Ancak kitabı okurken beni en çok rahatsız eden şey, yazarın "Rönesans’a damga vuran erkekler (ve kadınlar)" gibi bir başlık atıp ardından da "hatta laf aramızda, kadınlar bile vardı" gibi neredeyse alaycı bir ton kullanmasıydı. Bu tür ifadeler, ilk bakışta "şaka" ya da "hafif ironi" gibi sunulsa da aslında çok köklü bir tarihsel körlüğü yeniden üretiyor. Kadınların eğitim erişiminin sınırlı olduğu erkek merkezli bir dönemde, kadınları paranteze almak sadece kötü bir şaka değil, bayağı problemli bir bakış açısı. Çünkü mesele kadınların "orada olup olmaması" değil. Kadınlar her zaman oradaydılar, sadece görünmez kılındılar. Tarih, biyoloji, sanat, edebiyat, alan ne olursa olsun, tarih boyunca her zaman erkek figürler öne çıkarılır. Ama bu figürler tarafsız değil, aynı zamanda ideolojik. Çünkü kadınların üretim yapamadığı değil, görünürlüklerinin sistematik olarak bastırıldığı bir dönemden bahsediyoruz. Mesela Margery Kempe gibi bir kadının yazabilmek için kendini dine yaslamak zorunda kalması bile başlı başına bir şey anlatıyor. Aynı şekilde, Christiane de Pizan dul kaldıktan sonra geçimini sağlamak için yazarlık yapmak zorunda kalmış ve bunu yaparken sürekli kadınların aşağılandığı bir edebi geleneğe karşı mücadele etmiş biri. Yani sadece yazmakla kalmıyor, aynı zamanda "kadınlar da düşünebilir ve üretebilir" fikrini savunmak zorunda bırakılıyor. Artemisia Gentileschi ise sanat üretmiş ama yine de erkeklerle aynı şekilde anılmamış bir başka örnek. Yani "kadınlar da vardı hatta" demek, aslında tarihin onları nasıl sürekli paranteze attığını tekrar etmekten başka bir şey değil. Kısacası sorun kadınların eksikliği değil, anlatının eksikliği.
Tarih
Biyografik LeonardoAndrew Kirk · Nepal Kitap · 202314 okunma
"her şeyi dök"
10/10
·352 syf.··
2024 68. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 02 Eylül 2024 13:50
Açıkçası bu kitabı alırken bu kadar kalbime dokunacağımı tahmin etmemiştim... Okb ile mücadele eden biri olarak, Sam'in yaşadığı durumlar benimkilerle yakın olduğundan kalbim sızladı ancak bir yandan kitap karakteri olsa bile yalnız olmadığımı bilmek güzel bir histi. Kitaba gelince, ilk sayfalarda klişe bir genç roman okuyacağımı sanmıştım ancak o kısımda da beni yanılttı, bundan fazlasıydı. Hayatımız her gün değişiyor, sevdiğimiz insanlar, yaptığımız şeyler ve hatta biz de öyle. "Kendini tanıma ve olmak istediğin kişiye dönüşme, sevdiğin insanlarla birlikte." Kitapta bunu oldukça fazla hissettim. 'Normal olmak' tabirinin gereksiz olduğunu, 'deli' olmanın kulağa her ne kadar çılgınca gelse de sorun olmadığını, beynimizin çok farklı şeyler yapıyor olsa da özel olduğumuzu anlayabildim. Sanırım tüm bunlar bir gençlik kurgusundan biraz fazla, değil mi? Şairin Köşesi gerçekten hoşuma giden bir yer oldu. Hepimiz kaybolmuş hissederiz ve ait olduğumuz bir yer olsun isteriz. Kendimizi kelimelerle ifade edip bunu bizi anlayacak kişilerle paylaşmak isteriz. Bunu şiirlerle yapmalarını çok sevdim. Özellikle Sydney adlı karakterin fast food ambalajlarının üstüne yazdığı şiirler beni gülümsetti. Şiirler her zaman bana mükemmel olmalıymış gibi gelmişlerdi ama sadece hislerimizi aktarabilmek asıl önemli olan şeymiş. Caroline ve Sam'in arkadaşlığını öyle sevmiştim ki kitabın sonlarına doğru neredeyse gözlerim doluyordu. Bu kitap kesinlikle beklentimin üstünde çıktı ve yeni güzel şeyler öğretti bana. Kütüphanemde her zaman güzel hisler hatırlayarak bakacağım ona.
Edebiyat
Şiirimin Her KelimesiTamara Ireland Stone · Pegasus Yayınları · 20201,294 okunma
"...biz de yıldız tozuyuz..."
10/10
·592 syf.··
Beğendi
·
2024 67. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 29 Ağustos 2024 18:34
Öyle güzeldi ki sona geldikçe hiç bitmesin istedim. Anlatımı ve olay örgüsüyle bir harika yaratmış yazar. Felsefe ve tarih hakkındaki bilgilerim sanki kenara savrulmuş gibiydi, ama bu kitabı okuyup notlar aldıkça, az da araştırma yaptıkça o taşların hepsi yerine oturmuş gibi hissettim. 'Eğlendirirken öğreten' dedikleri bu olsa gerek. Siz de bir kitabı okurken bahsi geçen konular hakkında araştırma yapmayı seviyorsanız, bir şans verin derim. Özellikle felsefeyi seven biri olarak bayılarak okudum ve muhtemelen kendisi benim yeni başucu kitabım olacak, içindeki her bir bilgiyi yanımda taşıma isteği uyandırıyor. Şimdiden iyi okumalar diliyorum!
Edebiyat
Sofie'nin DünyasıJostein Gaarder · Pan Yayıncılık · 202043,7bin okunma
"cici çiçekler ve cici kuşlar"
10/10
·172 syf.··
Beğendi
·
2024 48. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 29 Nisan 2024 00:16
Herkese merhaba, Öncelikle bu kitabın bana kendimi sıcacık hissettirdiğini söylemek istiyorum. Yazarın dili öğretici olduğu kadar eğlenceliydi de, okurken bir an olsun bile sıkılmadım. Aynı zamanda yazılara eşlik eden tatlı illustrasyonlar da bir o kadar hoştu, çevirmen de yazarın dilini en iyi olabilecek şekilde aktarmış diye düşünüyorum. Kitaba gelecek olursak, aslında biz insanların sandığımız kadar diğer canlılardan üstün olmadığımızı, aksine onlardan bir şeyler öğrenerek evrimleştiğimize değiniyor. Çoğu kuş türünün yaşam tarzına bakarak bir şeyler öğrenmiş, yaşamış ve dersler çıkarmışız. Ben yine de kuşlardan öğrenecek daha fazla şeyimiz olduğunu düşünüyorum. Monoton hayatlarımızda istediğimiz şeyleri sürekli olarak erteliyor ve hayatımızdaki hiçbir anın tadını çıkaramıyoruz. Neden? Neden yalnızca şu anda yaşayamıyor ve küçük şeylerin bizleri mutlu etmesine izin vermiyoruz; tıpkı sevdiklerimizle yaptığımız ufak sohbetler, pofuduk bir sokak kedisini sevmek ya da bahar havasında ufak yürüyüşler yapmak gibi. Bizim aksimize kuşlar bu tür duyguları yaşamıyor, yalnızca yapıyor ve yaşıyorlar. Belki de bu duyguların bizi yitirmesine izin vermek yerine, yalnızca anımızı yaşamalı ve biraz iyi hissetmemize izin vermeliyiz. Yazar kitapta bu noktaya şöyle değiniyor: "Yüreğimiz pişmanlıklarla dolu ölmemek için biraz kuşlar gibi olup şimdinin yoğunluğunda yaşamamak neden?"
Edebiyat
Kuşların FelsefesiPhilippe J. Dubois · Domingo Yayınevi · 20201,642 okunma