Bence birçok okurun gözden kaçırdığı şey şu: Bu kitap 'modern' bir aşk rehberi değil. Baştan sona didaktik bir şiir; yani amacı insanı romantik duygulara boğmak değil, öğretmek, yönlendirmek, hatta yer yer aşkı kurallara bağlamak. Üç kitaba ayrılması ve her birinde " aşık kişi nasıl elde tutulur, aşık olunca nasıl davranmalı, kadınların sevgisi nasıl kazanılır" gibi oldukça sistemli başlıklar olması da bunu açıkça gösteriyor. O yüzden eseri bir lirik aşk hikâyesi gibi okumak yerine, biraz ironik, öğretici ve zaman zaman da satirik bir metin olarak görmek bana daha anlamlı geliyor.
Benim için mesele bu çatışma değildi açıkçası; okurken en çok etkilendiğim şey Ovidius'un kültürel ve edebi birikimiydi. Kitap boyunca Homeros ve Sappho gibi yazar/ şairlere yapılan göndermeler, mitolojik hikâyelerin sürekli devreye girip örnek olarak kullanılması ve Yunan-Roma kültürünün iç içe geçmesi, eseri basit bir aşk hakkında yazılan bir kitap olmaktan çıkarıyor. Daha çok, geniş bir edebi ağın parçası gibi hissettiriyor. Aslında sadece aşk üzerine öğütler vermiyor; aynı zamanda yaşadığı dönemin insanını, kültürünü ve edebiyat anlayışını da taşıyor.
Benim okuma deneyimimi en çok zenginleştiren şey ise çeviri notlarıydı. Özellikle mitolojik referansların ve kültürel arka planın açıklanması, metni yüzeyde kalmadan okumamı sağladı. Zaten böyle bir eseri bağlamından koparıp okumak pek mümkün değil ve iyi bir çeviri de bunu görünür kılıyor. Çevirmen Çiğdem Dürüşken'e bu noktada hayran kaldım.
Kısacası, bence bu kitabı günümüzle yarıştırmak yerine kendi zamanı içinde okumak gerekiyor. Ancak o zaman ne kadar tuhaf, ne kadar cesur ve aslında ne kadar etkileyici bir eser olduğu gerçekten fark ediliyor.