D'Alema' ya göre, "Göçmenler ekonomik anlamda birer tehdit değil, değerli varlıklardır. Aynı şekilde, dışarıdan gelenlerin doğal olarak tetikleyeceği kültürel melezleşme de öyledir; farklı kültürel esinlenmelerin bir araya gelip kaynaşması sadece Avrupa medeniyeti için değil, herhangi bir medeniyet için bir zenginlik kaynağı ve yaratıcılığı besleyen motordur. Bununla birlikte kültürel zenginleşme ile kültürel kimlik kaybı arasında çok ince bir çizgi vardır; Avrupa'nın yerlileri (autochthons] ile dışarıdan gelip yerleşenlerin [allochthons] bir arada yaşamalarının kültürel mirasları erozyona uğratmasını engellemek için birlikteliğin Avrupa'nın "toplumsal sözleşmesi"nin altında yatan ilkelere saygı temeli üzerine kurulu olması gerekir... Karşılıklı olarak!
Her şeyde ve her durumda aranması gereken ideal durum olarak katılığın yerini akışkanlık aldı. Bütün katılar (şu an için arzu edilir olanlar dahil) sadece ve sadece istenildiği zaman kolayca eritilebilir kaldıkları sürece hoşgörüyle karşılanmaktalar.
Yüz yıl önce "modern olmak" demek, mümkün olan "en üst mükemmellik aşaması"na ulaşmaya çalışmak demekti - şimdi ise sonu gelmeyen bir gelişme süreci, ulaşılabilecek bir nihai amacın ve böyle bir isteğin olmaması demek.
Bir süre önce adına (yanlış bir şekilde) postmodernizm denilen ve benim daha yerinde bir ifadeyle "akışkan modernite" demeyi tercih ettiğim olgu, değişmeyen tek şeyin değişim, kesin olan tek şeyin ise belirsizlik olduğunun gittikçe kesinleşen kanıtıdır.