Mustafa Gökduman

Mustafa Gökduman
@lvlustafa
Sahip olduğumuz bilgi arttıkça daha fazla şey gördüğümüzü farz ederiz ve birbirinden ayırdığımız farklı şeylerin sayısı o kadar çok artar. Örneğin resim sanatını öğrenmek bir resime bakıp "kırmızı" rengini görmemizi sağlamaz. Aksine Edirne kırmızısı, ateş kırmızısı, karacaot kırmızısı, Hint kırmızısı, Japon kırmızısı, vişneçürüğü, fes rengi, yakut kırmızısı, açık parlak kırmızı, kardinal kırmızısı, kan kırmızısı, narçiçeği, Şam kırmızısı, Napoli kırmızısı, Pompei kırmızısı, Fars kırmızısı ve diğerlerini görmemize imkân verir.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Sosyoloji açıkça eylemlerimiz üzerinde daha fazla kontrol kurma sürecine yardımcı olur. Rasyonel hesaplamalar eylemleri, seçilen amaçlara daha iyi uyacak ve böylece etkinlikleriyle verimlerini belli kriterlerin karşılanmasına uygun şekilde arttıracak tarzla şekillendirir. Genel olarak rasyonel bireylerin hedeflerine ulaşma şansı, eylemlerini hiç planlamayan, hesaplamayan ve gözlemeyen kişilere kıyasla daha fazladır. Bireyin hizmetine sokulduğunda rasyonellik özgürlüğün kapsamını arttırabilir. Ancak rasyonelliğin bir başka yüzü daha vardır. Bireysel eylemlerin çevresine (yani genel olarak toplumun örgütlenmesine) uyarlandığında rasyonel analizler, bireyin amacına ulaşması için kullanabileceği araçların yelpazesini sınırlayabilir veya tercihleri kısıtlayabilir. Dolayısıyla bireysel özgürlüğü daraltır. Sosyolojik analizler bu gerilimi yansıtır: Bu rasyonelliği arttıracak araçları sunabildiği gibi onun sınırlarına ve sonuçlarına da dikkat çekebilir. Marshall McLuhan'ın yeni teknolojiler hakkında yazdıklarında görüldüğü gibi, yaşamlarımızı nasıl dönüştürdüklerini anlarsak "onları öngörebilir ve kontrol edebiliriz ama kendiliğinden tetiklenen bilinçdışı transından çıkmazsak köleleri oluruz".
Toplumların gerek kendi içinde gerek birbirleri arasındaki bariz eşitsizlikler karşısında sosyoloji, görevi insan davranışlarını düzenlemek olan kişiler onu uygun bulsun diye kendisini toplumsal düzenin inşası ve korunmasına öyle basitçe vakfedemez. Anlamak yerine kontrol etmek adına bilgi üretildiğinde, hakikatle yararlılık, enformasyonla denetim, bilgiyle iktidar birbirine karışmış olur. Sosyoloji basitçe, düzen teknisyenlerinin önlerine alıp ifade ettiği sorunlara çözüm bulamaz. Bu durumda toplum yukarıdan bakılabilecek, istenen nihai şekle girebilmeleri ve daha uysal hale getirilmeleri için içsel niteliklerinin tanınması zorunlu dirençli unsurlardan kurtulacak bir nesneye dönüşebilir. Sosyoloji bu talebe karşı çıkarken ilgisini genelde o bakış açılarının kabul etmediği şeylere yöneltir ve diğer varoluş biçimlerini, dolayısıyla koşulların farklılaşmasını sağlayacak olasılıkları gözler önüne serer.
ülkücü siyasetçinin apocu olması çıkarına bağlıdır
Pragmatist felsefeci William James'in belirttiği gibi "şurası oldukça açık ki, hakikati kabul etme yükümlülüğümüz koşulsuz olmaktan alabildiğine uzak ve olağanüstü derecede koşullara bağlı bir şeydir.".
Gelenekler farklı farklı olsa da, duygular bütünüyle bireysel ve kişiye özgü şeyler olarak görülse de hedeflerimize ulaşmak için seçtiğimiz araçlarla amaçları mukayese ederken kullandığımız sebepler tüm insanlar için ortaktır. Ardından belli anlamları, aktörlerin kafalarında dönenleri tahmin ederek değil, eylemleri anlamı olan ve eylemi anlaşılır kılan sebeplerle ilişkilendirerek gözlemlenen eylemlerden çıkarabiliriz. Böylece hem nedensel açıklamaları hem de anlamın yaşamlarımızdaki önemini buluruz. Bu birleşimden ötürü Max Weber sosyolojik bilginin bilimsel nitelikte olduğu ama fiziki bilimler üzerinde keskin bir avantaja sahip olduğunu düşünmüştür: Sorguladığı konuları tarif etmekle kalmayıp onları kavrayan bir bilim.