Önyargılar (yabancıların sahip olabileceği her tür değerin yadsınmasından ayrı olarak içsel uyumla dayanışmayı beslemek adına yaptıkları kötülükleri abartma eğilimi) kişiyi, onların beslediği niyetlerin belki dürüst olabileceğini bir ihtimal olarak kabul etmekten alıkoyar.
Yüz yüze iletişimin kurulduğu gruplar ve çevrimiçi toplulukların yanı sıra, ilişki kurabileceğimiz geniş ve yaygın gruplar da vardır. Sınır, cinsiyet ve ulus bu ikinci türden iç grupların tipik örnekleridir. Sık sık onları aşina olduğumuz küçük, samimi gruplar gibi görsek de hayali topluluklardır. Genelde aynı dil ve göreneklerle nitelendirilseler de, inançları ve pratikleri bakımından bölünmüş haldedirler. Bu çatlakların üstü, birlik algısına seslenen bir "biz" imgesiyle ince bir şekilde sıvanır. Doğrusu milliyetçi önderlerin konuşmaları çoğu kez, herkesin inandığı ideallere ve hedefler doğrultusunda şekillenmiş bir ortaklık ruhu adına farklılıkların ya saklanması ya da yok edilmesine gönderme yapar.
...düzenin güvenliğini hissetmek için yabani yaşamın korkusuna ihtiyacımız vardır. Bunu idame ettiren ideallerin arasında dayanışma, karşılıklı itimat ve Emile Durkheim'ın izinden gidersek "birliktelik" veya "ortak bağlar" adıyla anılabilecek şeyler yatar.
Dünya içinde ayrımlar yapma ve sınırlar çizme becerimiz "biz" ve "ötekiler" arasındaki sınırları da içerir. Biri ait olduğumuz ve anladığımız grupları temsil eder. Diğeriyse erişemediğimiz, anlamadığımızı düşündüğümüz ve ait olmak istemediğimiz gruplara karşılık gelir. Buna bakışımız her zaman olmasa da çoğu kez belirsiz, bölük pörçük ve pek kavrayamadığımızdan ötürü tuhaf, hatta korkutucudur. "Onların" "bizim" hakkımızda benzer çekinceleri ve kaygıları olduğundan şüphelenerek inançlarımızı ve hislerimizi pekiştirebiliriz. Çıkan sonuç, kavrayışımızda sonu merak ve şaşkınlıktan kıskançlık, önyargı ve düşmanlığa kadar varabilecek boşlukların açılmasıdır.