Olmak istediğim her şeyi olmam, yaşamak istediğim bütün hayatları yaşamam mümkün değil. İstediğim bütün yetenekleri geliştirmem mümkün değil. İstememin nedeni ne peki? Hayatımda, olası bütün zihinsel ve fiziksel deneyimlerin her bir rengini, tonunu ve çeşidini yaşamak istiyorum.
Sylvia Plath
Bu kadar yakınımda böylesi yalnız yaşayan başkaları var mıdır, diye düşünmüştüm. ‘Eleanor Rigby’ gelmişti aklıma. Doğruysa eğer, nereden çıkıyordu bu yalnız insanlar? Ve nereye aittiler?
Duştan akan suya, ruh halinize göre ten renginizi değiştirebilsin diye kalp atışınız, vücut ısınız, beyin dalgalarınız gibi bir takım şeylerin bileşimine tepki veren bir kimyasal karıştırılsa nasıl olurdu? Aşırı heyecanlıysanız cildiniz yeşile ve kızgınsanız haliyle kırmızıya ve Goethe gibiyseniz kahverengine ve hüzünlüyseniz maviye dönerdi.
Böylece herkes herkesin ne hissettiğini bilirdi ve birbirimize daha özenli davranabilirdik. Çünkü kimse, mor tenli birine geç geldiği için kızmak istemez. Ve kimse pespembe birinin sırtına şaplak atıp “Tebrikler”, demez.
Bunun iyi bir icat sayılmasının bir başka iyi yönü de, çoğu zaman bir sürü şey hissedip o şeyin ne olduğunu tam kestirememeniz gerçeğidir. Bozuldum mu? Yoksa sadece paniğe mi kapılıyorum? Ve bu karışıklık ruh halinizi değiştirir; ruh halinize dönüşür kafası karışmış gri kişi olursunuz. Ama özel su sayesinde portakal rengi ellerinize bakıp şöyle diyebilirsiniz: Mutluyum! Aslında mutluymuşum! Nasıl da rahatladım!