Muhammed Ali Sünnetçi

Bediüzzaman esirler kampında... Kampta bir telâş... Rus orduları Başkumandanı ve Çarın kardeşi Nikola Nikolayeviç kampı teftişe gelmiştir. Herkes ayakta, Said Nursî bir köşede çömelmiş oturmakta... Rus Başkumandanı önünden geçerken ayağa kalkmaz. Başkumandan önceden mimlediği Bediüzzaman'ın önünden birkaç defa geçerek, onun, hürmet vazifesini yerine getirip getirmeyeceğine dikkat eder. Yine bir hareket yok... - Beni her halde tanımadın! - Hemen tanıdım. Rus orduları başkumandanı ve Çarın kardeşi Nikola Nikolayeviç... - Öyleyse niçin ayağa kalkmadın? - Bağlı olduğum din, ona aykırı olan bir insana, kim olursa olsun, hürmet göstermekten beni meneder! Said Nursî Hazretlerini Rus Başkumandanına hakaretten Harp Divanına veriyorlar, kurşuna dizilmeğe mahkûm ediliyor; fakat son dakikada bunun din gayret ve bağlılığından ileri geldiğini düşünecek kadar insaf gösterip kendisini bırakıyorlar.
Reklam
Kimin kalbinde imandan ve din-i haktan gelen bu hakikat çekirdeği bulunmazsa ve nokta-i istinadı olmazsa bilbedahe temsildeki Rüstem ve Herkül'ün cesareti ve kahramanlıkları kırıldığı gibi, onun cesareti ve kuvve-i kâinatın hâdisatına esir olur. Her şeye karşı korkak bir dilenci hükmüne düşer.
Hamiyet-i İslâmiye, kuvvetli ve kabil-i metin ve arşdan gelmiş bir zincir-i nuranidir.
Zira, medenîlere galebe çalmak, ikna iledir; söz anlamayan vahşiler gibi icbar ile değildir. Biz muhabbet fedaileriyiz, husumete vaktimiz yoktur!..
Reklam