Muhammed Ali Sünnetçi

Bir gün, ellerine geçen bir gazetede müthiş bir haber okumuşlardı: İngiliz Sömürgeler Nâzırı Mebuslar Meclisinde, elinde Kur'an meâli, kürsüye geçiyor ve onu mebuslara doğru uzatarak şöyle diyor: Bu kitap müslümanların elinde kaldıkça ve onlar bu kitaba bağlı bulundukça biz kendilerine hâkim olamayız! Ya Kur'an'ı ortadan kaldırmanın, yahut müslümanları ondan soğutmanın yolunu aramalıyız! Bediüzzaman bu haber karşısında o kadar sarsılıyor ki, şöyle haykırıyor: - Kur'an'ın sönmez ve söndürülemez bir güneş olduğunu ben dünyaya ispat edeceğim! Nitekim, gençliğindeki bu ahdini, ileride kendi öz kalemi ve şivesiyle aynen şu şekilde tasvir edecektir: <<<Eski harbi-i umumîde ve daha evvellerinde bir vakıa-i sâdıkada görüyorum ki: Ararat Dağı denilen meşhur Ağrı Dağı'nın altındayım. Birden o dağ müthiş infilak etti, dağ lar gibi parçaları dünyanın her tarafına dağıttı. O dehşer içinde baktım ki, merhum validem yanımdadır. Dedim: Ana, korkma, Cenab-ı Hakk'ın emridir. O hem Rahimdir, hem Hakimdir. Birden o hâlette iken baktım ki, mühim bir zat bana âmirane diyor ki: - İ'caz-ı Kur'anı beyan et. Uyandım, anladım ki, bir büyük infilâk olacak. O infilak ve inkılâbdan sonra Kur'an etrafında surlar kırılacak. Doğrudan doğruya Kur'an kendi kendini müdafaa edecek. Ve Kur'an'a hücum edilecek, i'cazı, onun çelik bir zırhı olacak ve şu i'cazın bir nev'ini, şu zamanda izharına haddimin fevkinde olarak benim gibi bir adam namzet olacak. Ve namzet olduğumu anladım.>>>
Reklam
Tillo'da bir gece rüyasında Şeyh Abdülkadir Geylani Hazretlerini görüyor ve emir alıyor: Miran aşiret reisi Mustafa Paşa'yı gör ve ona, doğru yolu göster! Zulümden vaz geçsin, kötülükleri bıraksın ve ibâdete başlasın!... Öğütlerini tutmazsa senin, onu öldür! Said, Mustafa Paşa'nın çadırında... Paşa gelince herkes ayağa kalkar, fakat Said kımıldamaz. Bu çocuk kimdir? Diye sorar. - Meşhur Molla Said... Cevabını verirler. Paşa Said'e döner: - Niçin geldin?.. - Sana hidayet yolunu göstermeye geldim. Ya dediklerimi yapacaksın, yahut... Yahut?.. - Seni öldüreceğim. Aldığım emir budur. Paşa bir kahkaha atıp şu cevabı veriyor: - Bu genç yaşta ilmin her tarafta duyulmuş.. Benim çevremde birçok din âlimi var... Eğer bunları susturabilirsen dediklerini yaparım. Yok, eğer onlar seni sustururlarsa atılacağın yer Fırat nehridir. Molla Said, Paşa'nın bu teklifini, muvaffak olduğu takdirde kendisine bir mavzer tüfeği hediye edilmesi şartiyle kabul eder.
Tillo adlı kasaba ve orada yine bir türbe ve kapanış... Kısa bir zamanda «Okyanus» isimli Kamusu (lûgat kitabı) <<<sin>>> harfine kadar ezberliyor. Küçük kardeşi Mehmed'in getirdiği yemekleri de, yalnız ekmeğini kendisine ayırarak karıncalara veriyor. Soruyorlar: - Karıncalarda, diyor; içtimai hayat, işbirliği ve bölümü tam bir cumhuriyet nizamı içindedir. Bu taraflarını sevdi. ğim için böyle yapıyorum! Ilerde ikinci 35 yıllık kemâl devresinde Said Nursi Haz retleri, Eskişehir'de muhakeme edilirken; - Cumhuriyet hakkında ne düşünüyorsun? Sualine karşı bu hâdiseyi anlatacak, cumhuriyetçi manzaralarını sevdiği için karıncalara yemeklerini verdiğini söyleyecek ve lâfını şöyle bağlayacaktır: - Dört Büyük Halife'den her biri, hem halife, hem de cumhur reisiydi. Onlar isim ve resim çerçevesinde değil de, gerçek hürriyet bakımından hakikî cumhuriyeti temsil ediyorlardı. Bu ölçü, benim ne nispette cumhuriyetçi adalet ve olup olmadığımı gösterir. Ve mahkemede derin bir sükût, Said Nursînin hakkını âhenkleştiren bir rakkas sesi gibi çınlamaya başlayacaktır.
Molla Fethullah, küçük Said'e hangi kitaptan bahsederse, okuduğu ve bildiği cevabını alıyor ve nihayet dayanamayıp diyor ki: - Geçen sene deliydin; bu sene de mi delisin? - Beni imtihan buyurmanızı rica ederim.
Fransızların (kültür) tarifinde güzel bir buluşları vardır. Derler ki: Kültür, birçok şeyi ezberlemek değil, birçok şey öğrenip de onları unuttuktan sonra insanda kalan bilgi hassasıdır.
Reklam