Bu kitaba çok doğru bir zamanda denk geldim,depremden sonra günlerim bomboş geçiyordu.Her şey birden anlamını yitirmişti.Ölümün var oluşu hem yaptığımız işlere daha anlamlı bakmamızı sağlıyordu hem de her şeyin çok anlamsız ,boş bir çabadan ibaret olduğunu gösteriyordu.Bu düşünceler zihnimde sürekli dolaşırken bu kitap beni düştüğüm hengâmeden çıkmamı sağladı.
Peki irade eğitimine nasıl başlamalıyız ya da ne yaparak?
Bunun ilk adımı insanın kendi içine dönüp bakmasıdır yani inzivaya çekilmesidir. Bunu her gün en az on beş dakika yapmalıyız. Ben ne istiyorum ve şuan ne yapıyorum? Şuan yaptıklarım bana ne katıyor ne katmıyor muhakemesini günün belirli bir saatinde her gün yapmalıyız. Esasında bunu yaparken irade için de ilk adımı atmış oluyoruz. Zor bir şey değil her gün herkesten uzak oturup düşünmek bunları yapa yapa içimizde dönen düşünceleri ve duyguların farkına vararak ona göre bir yol haritası çizmiş oluyoruz.
İrade eğitimin en önemli noktalarından biri sürekli tetikte olmaktır.Hele ki 21.yüzyılda bu kadar çok uyaran varken.Sadece yaptığımız işe odaklanıp o işi en kısa sürede bitirebilmektir.Ve yaptığımız işi entelektüel bir görev görerek yapmalıyız. Peki bu görevi nasıl yapmalıyız? Yazarımız az ama her gün sadece sınavlardan önce değil;tatillerde, bayramlarda vs her gün yapmaktır.Her gün kelimesi genelde insanın canını sıkar.Ne yani her gün mü? Sorusuna içten içe maruz kalırız evet her gün fakat bunu bir zorunluluk olarak görerek değil hayatımızın bir parçası olduğunu görerek yola çıkmalıyız.Bu yüzden herkes kendine uygun entelektüel hedefler koymalıdır.Yazar mı olmak istiyorsun o zaman ona göre davran ya da bilim insanı o zaman ona göre yaşa.Örneğin,bilim insanı olmak istiyorsun "her gün masada sekiz saat ders kitabı çalış" bu ifade süreklilik
Hayatımızda belki de bencil olarak yorumladığımız, çizgilerinin dışına maddi ve manevi hiç bir durum ya kazanç için dahi çıkmayan insanlar vardır. “Bildiklerini okurlar” gibi görünürler ve toplum ne dermiş, başkaları ne dermiş diye düşünüp karakterlerinden ödün vermezler…(Roark karakteri)Ama biz toplum olarak onları sevmeyiz
.
Bir de şöyle insanlar vardır; popüler olmak için iyi niyet adı altında entrika ve reklamlarla yaşamını sürdürenler. Ben buraya tırnaklarımla geldim’i (herkes için geçerli değil) kullananlar. (Ellsworth Toohey, kısmen de olsa Keating karakteri)
Ama gerçek şu ki, bize entrikalı popülariteye sahip insanlar(biz bunu bilmediğimiz ya da görmediğimiz için) daha cazip gelirler.
Kızdıklarımız aslında kızmamamız gerekenler de aldandıklarımız aslında daha çok kendini düşünenler olabilir mi??
1000sayfalık kafa karışıklığı……
Peki hayatın kaynağı nedir ?
Toplum için yaşamak mı? Kendin için yaşamak mı? Yalnız kalmak mı? Kitlelerle hareket etmek mi? İyi niyet mi? Entrika mı?
Hayatın kaynağı bence, senin hayatın neresinde yer almak istediğine göre değişiyor. Hayat sana sunuyor. Görmek, inanmak ya da gözlerinin yumulu olduğunu bilmeden aldanmak; özne ya da nesne olmak senin seçimin.
…
İncelememe bir alıntı ile başlamak istiyorum.
“Kitap okuyorsun ve yapayalnız buluyorsun kendini”
Beni bu eserde en çok etkileyen alıntı olmuştu.
Kitap okurken hiç şikayetçi olmadığım bir durumdur.
Bazen anlamsız bir kalabalıktan ziyade bir kitabın içerisinde yalnızlaşmak daha anlamlı geliyor.
Martinin intiharı üzerinden bir inceleme yazmak istedim.
Çünkü Martin'in intiharı beni oldukça etkilemiş ve düşündürmüştü. Bunun üzerine belli birtakım olgular üzerinden kendime sorular sorup ve bu soruları kendi paradigmam içerisinde yanıtlamaya çalıştım.
Daha sonra ortaya bu şekilde bir analiz çıktı.
İncelemem alıntılar hariç tamamen kendi bakış açım ve cevaplarımdan oluşmaktadır.
Eserin son bölümüne baktığımızda, insanların Martine karşı yaptığı ikiyüzlülük, çıkar gibi sebeplerden ve ait olmadığı bir toplumun verdiği mutsuzluk sebebi ile intihar ettiği düşünülebilir.
Fakat bu intiharın bundan daha fazlası olduğunu düşünmekteyim
Biz bu intiharın gerçek sebebini öğrenmek istiyorsak öncelikle şu soru üzerinden yola çıkmamız gerekiyor
Mutluluk Nedir?
Mutluluk insanın kendi içinde koyduğu zorlu ve hatta bazen imkansız hedefler ve beklentiler olup ve bu hedefler ve beklentilere ulaşabilme umudu taşımasıdır.
İnsan elde ettiği bir sonuç ile asla mutlu olamaz. İnsanı mutlu yapan o sonuca giden yoldur, onu asıl mutlu yapan bu süreçte geçtiği yollardan topladığı umut taneleridir.
Fakat maalesef sonuca ulaşıldığında artık doyum başlar ve bu doyum çok kısa sürer. Doyum tamamlandığında artık elde edilen sonuç hızlıca değer yitirmeye başlar ve bu değer yitirme elde edilen sonuç nötr noktasına gelene kadar devam eder.
O halde Mutlu olmak bir şeyi elde etmek değildir, insanın elde etmek istediği hedefine giden yoldaki umut tanelerini elde etme hazzıdır. Elde edilen haz ise zamana