Yıldızlar, karanlık içinde parladığı gibi fakirlik ve sefalet içinde de saflık ve yücelikle parlayan ruhlar yok mudur?
Bir kalp, sevmek için mutlak servete ve asalete mi muhtaçtır?
Ağlamak, uğradığımız felaketlere karşı vücudumuzda kalan son kuvvetin bir feryadıdır. Ağlayamadığımız zamanlar, biz de o kuvvetin de mahvolduğu vakitler ki onun yerini alan dokunaklı bir sessizlik en şiddetli acıyla dökülen gözyaşlarından daha yürek sızlatıcıdır.
Bir çocuğun bir çocuktan yardım isteyişini, diğerinin insan sevgisine açılmış olan o küçücük, o saf kalbiyle tek kurtuluş çaresi olarak söylediği, “ Ben seni dolaba saklarım.” yolundaki masum vadni işitmek ne dokunaklı bir şeydir!