Lüzumsuz Kadın... İsminde bile genizleri yakan kekremsi bir tat, acıya çalan bir yalnızlığın buram buram kokusu tütüyor.
Aaliya. Beyrut'un iyi günlerine şahit olanlardan, sonraki iç savaş, betonlaşma, ruhsuzlaşma sonucu kimliksizleşen şehrinde eskilerden izler arıyor sokak sokak; bir ağacın gölgesi, bir çiçeğin kokusu... Babasını yitirince annesiyle kalan, annesinden yeterli ilgi ve sevgiyi göremeyen, erkek kardeşlerin daha kıymetli olduğu o malum Ortadoğulu ailelerin birinde büyümüş. Sevilmek için ne yaptıysa işe yaramamış, köksüzlük işte bu zamanlarda, çocukluk yıllarında kanına işlemiş. Daha on altısında zorla evlendirilmiş, çok sevdiği okul sıralarından koparılıp bir evin içine ev kadını diye tıkılmış.
Beyrut'un eski huzurlu günleri uçup gidince yerini alan uzun savaş yıllarında tek başına yaşadığı evinde hayatta kalabilmek için çabalamış. Dışarıda kopan kıyamete, top ve tüfekle seslerine kulaklarına tıkayıp kendini çeviriye vermiş, yegâne sığınağına. Sonu gelmeyen okuma iştahı çeviri yeteneğiyle birleşince ortaya dünyanın farklı coğrafyalarina ait birçok nitelikli eserin çevrilmiş kitapları, yani bir nevi onun manevi çocukları çıkmış. Her biriyle ayrı ayrı bağ kurduğu, bütün bir yıl emek emek işlediği çevirilerinden başka kimsesi yok. Şu hayatta sevdiği kim varsa bir şekilde onu yalnız bırakmış. Yalnızlığın dehlizlerinde kaybolmamak için edebiyata, sanata, felsefeye, müziğe sığınan, entelektüelitenin vücuda bürünmüş hali Aaliya.
Okurken Aaliya'nin zihni ile yüreği arasında sıkışıp kalıyor adeta insan. Aaliya bir şehrin tarihine tanıklık ederken kendi iç dünyasında kimselere açmadığı yalnızlık dolu günlerini buhranlarla yaşıyor. Tıpkı çok sevdiği Beyrut gibi yıkık, dökük, eski genç ve dinç günlerinden eser yok.
Çok hoş, içinde sayısız kitabın, yazarın, klasik