Evet pek iyi, pek belirgin olarak sezinlerdi ki onun derin derin sızlayan bir yarası var ve arada bir bu yara, katlanma gücünü kıracak öylesine acılarla sızlardı ki onun çıldırtırdı. O zaman kendi kendisinden korkar; kendisini böyle malul böyle yenik düşmüş olmak için bir rastlantıya, bir zayıflık dakikasına boyun eğmiş görmekten utanarak, hayattan kaçmak istercesine bir yalnızlık içine gömülmek ihtiyacı ile evine gelir, Vedide'ye gider; onun sıcak sevecenliğinin arasında ruhsal bir iyileşme dönemi geçirirdi.
Kocası Mehmet Ali hırçın, baruttan yaratılmış kadar parlamaya hazır; toplum içinde payına düşen aşağı sınıf kin ve öfkesini evde emrolunabilecek zayıf yaratıklardan çıkarmak isteyen canavarca katı ve sert ; çarpan, sokan bir zalimdi ki kendi küçüklüğünü başkalarını daha küçükleştirerek daha çok aşağılamak yoluyla unutmak isterdi.
Sevgili, seninle ben pergel gibiyiz:
İki başımız var, bir tek bedenimiz.
Ne kadar dönersem döneyim çevrende:
Er geç baş başa verecek değil miyiz?
~Ömer Hayyam
Ömer Behiç ve Vedide bakıştılar. İkisinin de yüreğini bu mutlu günün sevinç coşup taşması sırasında birden bir pençe sıktı. Hayatın eziyet ve üzüntüsü onları izlemiş ve bu gülümseyen beyaz evin kapısını açarak bu mutluluk köşesine kadar sokularak, "Beni unutmayınız!.." demişti