Kitabın adını koyarken bana sorsaydınız
" Azgın Bir Teke'nin Karabasanları " derdim. Veya
" Pipolu Azgın Bir Teke'nin Karabasanları "
Her şeyden önce okunması zor bir kitap. Araya başka bir kitap almamanız ve bağlantıları kaçırmamanız için hızlı okunup bitmesi gerekiyor. En azından benim için böyle. Zorluğu kurgusunda, jargonunda. Yazarın jargonuna alışmak zaman aldı. Anlatı bölük pörçük, kişiler, mekanlar, zaman olgusu, gerçeklik hepsi çok karışık. Karabasan kelimesini boşuna kullanmadım; karmançorman sıkıntılı bir rüya.
Derdi olan yazarları seviyorum. Kanayan yaralarına parmak basıyorlar. Utançlarından dem vuruyorlar, kaçınılmaz olarak. Yazarımız bu arada tam bir çakal hem de pipolu. Ya bu benim derdim değil bir arkadaşın derdi .. yersen..
Peki yazarımızın derdi ne ?
Sene 1964 bu kitabı yazıyor. 1911 doğumlu yazarımız yani 53 yaşında. Medeni durumu da 3 çocuklu bir evliliği sonlandırmış bir dul. 2 sene kadar önce 51 yaşındayken kendisinin yarı yaşından da ufak, kızı yaşındaki bir öğrenci ile - ki bu kişi 23 yaşında ve aralarında ki yaş farkı 28 - ilişki yaşıyor ve ilerde evleniyorlar. Ve bu birliktelik 1979 yılına kadar sürüyor. Yazarımız 68 yaşında.
İşte ne oluyorsa yazarımızın kitaba yansıttığı derdi bu ilişkiyle başlamış oluyor. Azgın Teke bir çıtır buluyor ve onu kaybetmemek için kör sağır dilsiz oynuyor. Oynamazsa ne olur çıtırı kaybeder.
Gantenbein 'imiz kör rolü yapan bir adam. Sorun kendisine boynuz takılması. Bunu görsek ne olacak , kör olmak daha iyi değil mi. Bilmemek. Bilipte bilmemezlikten gelmek.
350 sayfa bu karabasınını eviriyor çeviriyor , olmadı çeviriyor eviriyor , bizlere anlatıyor.
Sonunu bağlıyor bağlamasına da .. Lisa bir hayal kahramanı değil. Yazarın gerçek bir Lisa'sı da var. Marianne Oellers - hala yaşıyor , maaşallah -. Ürkütmemek ,