Tarih tezatlar içinde gelişir. Osmanlı'nın tezadı Avrupa'dır. Batı'da maddecilik bâtıl'ın hisarlarını yıkan bir dinamit, hür düşüncenin dinamiti; Osmanlı İmparatorluğu'nda maddecilik bir kendi kendini tahrip cinneti.
Avrupa, Osmanlı ülkesine papaz ihraç eder. Hıristiyanlığa davet için mi? Ne münasebet. Tek emeli, Osmanlı'yı dinsizleştirmektir. Dinsizleştirmek, yani "etnik bir toz” hâline getirmek.
Bir kelimeyle: Dinsizlik, Batı'nın yükselen sınıfları için ne kadar hayırlıysa, bizim için o kadar meşumdur; onlar için ilerleyiş; bizim için çözülüş ifade eder.
Resulullah(s.a.v.)'in günlük hayatına yolculuk etmek, kalplerimizde ona sevgi beslemeye uzanan bir yol açar. Bu yüzden insanlar arasında Resulullah(s.a.v.)'i en çok seven ve ona en çok hürmet duyan sahabelerdi.
Oysa bu günlük hayatı okurken ne kadar dolu dolu geçtiğini gördüğünde, Resulullah(s.a.v.)'in hiçbir zorlukla karşılaşmadığını ya da hiçbir belaya maruz kalmadığını zannedersin.
Annem ve babam ona feda olsun; bilakis birçok zorlukla karşılaşmıştı. Ancak bu acıların üstesinden geldi ve sürekli onları hatırlayıp geri durmadı. O'nun hayatında her an yapılacak bir görev, bir iş yahut yaşanacak bir neşe vardı. O'nun hayatı olması gerektiği gibi canlı ve sürekli yenilenen bir hayattı.
Nimetlerin farkına varmak, onlardan zevk almak ve onları kıymetli görmek Bu nimetleriyle yaşanan mutluluğu arttırır ve hayatı daha neşeli, güzel bir hale getirir. Ve böylece insan daha huzurlu, bu nimetli bahşeden cömert Rabbinden razı ve O'na daha fazla minnet duyar hâle gelir: bir nimet pek çok nimete dönüşür; insanın hayatı ferahlar, yenilenir ve aydınlanır.
Allah resulü (s.a.v.)'in günlük hayatını anlatırken her şeyin öğle vakti parlayan güneş gibi apaçık olduğuna dikkat etmişsindir. Öyle ki hayatında karanlıkta kalmış hiçbir ayrıntı yahut kayıp bir parça dahi yok. Bilakis her hareketi en ince ayrıntısına kadar apaçık bir şekilde görülebiliyor.