Postacı, bir nükleer savaş sonrası Amerika’da geçen, insanlığın yeniden bir araya gelme çabasını anlatan bir post-apokaliptik bilimkurgu. Roman, teknolojinin çöküşüyle birlikte toplumsal düzenin nasıl paramparça olduğunu ve umudun nasıl yeniden inşa edilebileceğini ele alıyor.
Romanın ana karakteri Gordon Krantz, savaş sonrası yıkıma uğramış Amerika’da hayatta kalmaya çalışan bir gezgindir. Gordon, Oregon’da içinde bir ceset ile eski bir postacı üniformasının da bulunduğu terk edilmiş bir posta arabası bulur. Gordon’un ilk başta yalnızca ısınmak için giydiği bu postacı üniforması, zamanla bir kimlik kazanır. Gordon, karşılaştığı insanlara ABD hükümetinin hâlâ var olduğunu ve düzenin geri döneceğini, kendisinin de bu yeni hükumetin görevlendirdiği bir müfettiş olduğunu söylemeye başlar. Bu yalan, daha sonra Gordon’u bile şaşırtan, bir toplumun dağılmış parçalarını bir araya getiren bir umut kaynağı haline gelir.
Gordon’un yarattığı bu efsane, bölgedeki çeşitli toplulukları birleştirmeye başlarken, romanın antagonisti Holnistler adındaki yağmacı barbar bir grup bu yeni düzeni tehdit eder. Holnistler, kaosun devamını isteyen, güçlü olanın ayakta kalması gerektiğine inanan acımasız savaşçılardır. Gordon, yeni kurduğu “Posta Servisi” ile Holnistlerin zorbalığına karşı bir direniş hareketinin lideri haline gelir.
Postacı’nın, aslında post-apokaliptik bilimkurgu türü içinde ayrıştığı bir yer var. Bu da distopyanın karanlık atmosferine rağmen, temel mesajının umut olması. Postacı’da, toplumun yalnızca teknolojiyle değil, güven ve iletişim gibi insani unsurlarla ayakta durduğu vurgulanmakta. Gordon’un bir postacı kimliğine bürünerek yarattığı yalan, zamanla gerçek bir toplumsal dönüşüme yol açıyor ve bu durum, mitlerin ve sembollerin insan psikolojisi üzerindeki etkisini