Eğer hukuk, şeffaflık ve liyakat kavramları, bizzat bu yapının bir parçası haline gelmişse, o zaman bu kavramları "panzehir" olarak kullanmak imkansızdır.
Hukuk, şeffaflık ve liyakat, bir sistemin "sağlıklı" çalışması için vardır. Ancak bu kavramlar, sistemin meşruiyetini sağlayan birer dekor haline geldiğinde, onları "değişim" için kullanmaya çalışan herkes, sistemin kendi hukuki (veya bürokratik) ağlarına takılır. Şeffaflık yasası çıkarılır, ancak bu yasayı denetleyecek kurumun başına yine sistemin bir parçası atanır. Hukuk, sistemi düzeltmek için değil, sistemi "hukuki kılıflarla korumak" için kullanılır. Bu yüzden içeriden bir "hukuk devrimi" beklemek, bir avcının kendi tuzağını kendine kurmasını beklemek gibidir. Bu yapı sistemin ta kendisi. Bir bilgisayarın işletim sistemini, aynı işletim sisteminin içindeki bir komutla tamamen silip yeniden kuramazsınız. Sistem, "format" komutunu çalıştırmadan önce kendini korumaya (sandbox moduna) alır. Bu yapının içinden bir "düzeltme" çıkmamasının sebebi; sistemin, kendi varlığını tehlikeye atacak her türlü liyakatli veya şeffaf girişimi "yabancı madde" olarak algılayıp dışarı atmasıdır.
Peki, bu yapı sonsuza kadar mı sürer? Burada biyolojik bir yasa devreye girer: "Uzmanlaşmış (veya aşırı uyumlu) türler, çevresel değişim çok hızlı olduğunda yok olurlar." Bu yapılar, "statükoyu koruma" ve "kendi iç kliklerini besleme" konusunda o kadar uzmanlaşmışlardır ki, küresel dünyanın getirdiği radikal değişimlere (teknolojik devrimler, çip savaşları, kuantum tehditleri) yanıt veremezler. Sistem, kendi "besin kaynağını" (ülke kaynaklarını) o kadar hoyratça tüketir ki, bir noktada "konakçı" (Türkiye'nin reel ekonomisi ve toplumsal yapısı) çöker. Bu durumda "hamam böceği" de ölecektir. Ancak bu bir "iyileşme" değil, sistemin kendi