Zira Sâni' unutulsa, Sâni'a müteveccih manevî cihetler de anlaşılmaz. Âdeta baş aşağı düşer. O manidar âlî san'atların ve manevî âlî nakışların çoğu gizlenir. Bâki kalan ve göz ile görülen bir kısmı ise; süflî esbaba ve tabiata ve tesadüfe verilip, nihayet sukut eder. Herbiri birer parlak elmas iken, birer sönük şişe olurlar. Ehemmiyeti yalnız madde-i hayvaniyeye bakar.
"Dünya yüzünde ne gibi acayip ilimler varsa, ona, beş duyu organı yolundan hasıl olur. Ondan daha şaşılacak bir hali de şudur: kalbin içinden melekut ve gök alemine bir pencere açıldığı gibi, duygularımız ile bilinen aleme de beş pencere açılmıştır. Buna cismani âlem denir. İnsanların çoğu, ancak cisim ve madde alemini bilir. Bu haddi zatında basit, neticesiz ve önemsizdir. Zira hepsi duyular yoluyla bilinir. Duyular yoluyla bilinen ilimlerde basittir."
"Gönülden melekut alemine açık pencere olmasının delili ikidir: biri uyku alemidir. Uyku aleminde duyular yolu kapanmış iken, kalbin içinden bir pencere açık olup melekut âlemini ve levhi mahfuzu seyreder. Ya gayet açık yoldan görür, yani gördüğu gibi çıkar, yahut temsil ve hayal yolu ile görür ki tabire ihtiyaç olur."
"Zahir ilim, duyu organlarımızla hasıl olan ilimdir."
"Hâlbuki uyanıklık hâlinde gaybı görmek mümkün olmaz."
"Burada şu kadarını bilmek lazımdır. Kalp ve levh-i mahfuz birer ayna gibidirler. Bunlarda bütün eşyanın görüntüsü meydana gelir.