Yüzünün sol yanı tam bir harabeydi. Kulağı yanmış ve yerinde bir boşluk kalmıştı. Gözü hâlâ duruyordu ama etrafı buruş buruş derilerden oluşmuş bir yara yığınıydı. Kayış kadar sert siyah et parçaları derin yarıklarla, hareket ettikçe açılıp kapanan kırmızı ve ıslak çatlaklarla doluydu. Çenesinden bir parça deri tamamen kopup gitmişti ve açıkta kalan kemik seçilebiliyordu. “Çoğu bir savaş sırasında oldu zannediyor. Bir mücadelede, bir yangında ya da bir düşmanın meşalesiyle. Bir aptal, ejderha nefesiyle olup olmadığını bile sordu.” Bu sefer daha yumuşak ama acı dolu bir kahkaha attı. “Sana nasıl olduğunu anlatacağım küçük kız,” dedi. Sansa’ya doğru eğildi. “Senden daha küçüktüm, altı ya da yedi yaşlarında. Bir ahşap ustası babamın himayesindeki bir köyde dükkan açtı ve minnettarlığını göstermek için bize tahta oyuncaklar gönderdi. Benim istediğim oyuncak Gregor’a gönderilendi. Ahşap bir şövalye. Ben de ahşap şövalyeyi aldım ama oynamaya korkuyordum, korkmakta haklıydım çünkü Gregor beni yakaladı. Oda da bir soba vardı. Gregor hiçbir şey söylemeden beni bir kolunun altında sıkıştırıp yüzümü sobadaki közlerin içine daldırdı. Üç iri adam beni onun elinden zorla çekip alabildi. Rahipler yedi cehennem hakkında vaaz verip duruyor. Onlar ne biliyor olabilir ki? Cehennemi ancak oraya gitmiş biri bilebilir.”
Sayfa 317 - Epsilon Yayın Evi, Sandor Clegane, Sansa, Gregor·Kitabı yarım bıraktı