Məhəmməd İmanov

"Kendisine bakılması ibadet olan âlim"
Yer yaygısında kendisine "âlim" denilmeye seza birine "âlim" denilsin de sonra bu sözler onun gururunu okşamasın, ne kadar nadir bir olaydır! Böyle birisi bulunursa bu dönemin "sıddikı"dır. Böyle birinden ayrılmamak lazım gelir, böyle birisinin nefesinden ve yaşantısından yararlanmaktan geçtik kendisine bakmak bile bir ibadettir. Böyle birisinin varlığından haberdar olsak hatta Çin'in en uzak bölgesinde bile bereketinin bizi de kapsaması, siret ve seciyesinden bize de sirayet etmesi umuduyla yanına koşarız! Heyhat! Ahir zamanda böyleleri ne gezer? Onlar ikbal ve devlet sahibi zatlardı, sahabe ve onları takip eden asırda ınkırâza uğradılar, nesilleri tükenmiştir. Hatta zamanımızda böyle özelliklere sahip olandan geçtik bu özelliği elde edemedikleri için ruhlarında derin hasretler çekenler, üzüntü duyanlar bile pek nadirdir, ya hiç yoktur ya pek azdır. Eğer Peygamber'in: "Bir zaman gelecek ki kim sizin izlediğiniz yolun onda birine sarılırsa kurtulur"77 müjdesi olmasaydı -Allah korusun- bizim umutsuzluk vartasına düşmemiz, işlediğimiz işlerden ötürü umut kesmemiz işten bile değildi. Onların izledikleri yolun onda birini benimseyip sürdüren kim var? Keşke onların yaptıklarının yüzde birini yapabilseydik, yüzde bir oranında onların izinden gidebilseydik!78 Allah Teâlâ'dan bize şanına yaraşır şekilde muamele etmesini, kerem ve fazlının gerektirdiği gibi çirkin amellerimizi gizlemesini dileriz.
Sayfa 795 - III cilt·Kitabı okuyor
Din
Reklam
İbn Mes'ûd şöyle der:
- "Adama: 'Allah'tan kork' denildiğinde; 'sen kendine bak' demesi kendisine günah olarak yeter."
Sayfa 791 - III cilt·Kitabı okuyor
Din
Kötü huylar birbirlerinin lazımıdırlar, birbirlerine çekerler. Kibir çeşitlerinin en fenası ilmi istifadeye, hakkı kabul etmeye, hakka boyun eğmeye engel olanıdır.
Sayfa 785 - III cilt·Kitabı okuyor
Din
Kibirle Ucub Arasındaki Fark:
İleride geleceği üzere kibir bu yönüyle ucubdan ayrılır. Çünkü ucub kendini beğenenden başkasını istemez. Hatta insan yalnız kendisi yaratılmış olsaydı yine ucbe kapılması düşünülebilirdi. Halbuki kibirlenmek kibirlenenden başkasının da bulunmasını gerektirir ki, bu sayede nefsinin mükemmelliğini bir başkasına kıyasla ortaya koyabilsin. İşte bunu yaptığında mütekebbir olur. Mütekebbir olmak için nefsini büyük görmesi yeterli değildir: Çünkü nefsini büyük görmekle birlikte başkasını kendisinden daha büyük veya kendisi gibi telekki edebilir ve bu durumda ona karşı kibirlenemez. Kibirlenmek için başkasını hor görmek de yeterli değildir. Çünkü nefsini daha hor görebilir ve bu durumda kibirlenemez, yahut nefsini hor gördüğü kişiyle aynı düzeyde değerlendirerek yine kibirlenmeyebilir. Kibirlenebilmek için kendisi ve başkası için ayrı ayrı rütbeler düşünmesi lazım geldiği gibi kendi rütbesini de başkalarının rütbesinden üstün tutması icap eder. İşte bu üç his, bu itikad sayesinde kişide kibir huyu meydana gelir. Bu görme kibri yok eder anlamında değildir. Bu görme ve bu inanç şişirme rolü oynar. Bunun neticesinde kişinin kalbinde bir kıpırdanış, bir hareket, bir coşku, inandığına temayül gösterme, nefsinde izzet hissetme meydana gelir. Bu izzet, bu kıpırdanış ve doğan fikre temayül kibir huyudur.
Sayfa 783 - III cilt·Kitabı okuyor
Din
bismillahirrahmanirrahim
Yaratan, icâd eden, sûret veren, her şeye galip bulunan, kahırla tüm varlıklara hükümrân olan, mütekebbirliğini ve yüceliğini kimsenin eksiltemeyeceği bir ululuğa sahip bulunan, bütün ceberrutların huzurunda boyun eğdiği Cebbâr, izzetinin önünde her ulunun zavallı duruma düştüğü bir ulu, murat buyurduğunu savuşturacak bir gücün bulunmadığı Kahhâr, ortağı, kendisine karşı koyanı olmayan Gani, celal ve azametinin parlaklığı yaratıkların gözlerini kamaştıran, şerefli arşı istila, istivâ ve istilası hükümranlığı altına alan Kadir sıfatının sahibi Allah'a hamdolsun. O'nu niteleyip övmekte peygamberlerin ifadeleri bile sınırlı kalmış, kendisini kusursuz bir şekilde vasfedip övmek bile peygamberlerin kudret alanları dışında kalmış, celalinin künhünü tavsiften melekleriyle peygamberlerinin acziyetlerini itiraf etmiş, izzet ve yüceliği kisraların bellerini kırmış, azamet ve ululuğu imparatorların ellerini mahkûm etmiştir. Evet azamet onun izarı, ululuk ridasıdır. Bu iki vasıf hususunda kendisiyle çekişmeye kalkışanın belini ölüm derdiyle kırar ve bunu tedaviden kendisini acze düşürür. O'nun celali pek yüce ve isimleri tüm noksanlıklardan beridir. Salat ve selam aydınlığı her tarafa yayılan nurun kendisine indirildiği ve bu aydınlığıyla kâinatın köşe-bucağının aydınlandığı Muhammed ile Allah'ın sevgilileri, dostları, seçkin ve mümtaz kulları olan yakınlarıyla sahabelerine olsun, kendilerine pek çok esenlikler versin.
Sayfa 765 - III cilt·Kitabı okuyor
Din
Reklam