Batılıların kahveyle tanışması, Osmanlıdan bir buçuk asır sonrasına tekabül eder. Tüccar Pasqua Rosse, kahveyi ilk olarak 1650'de Londra'ya götürür. Bu tarihten 8 yıl sonra ise, Cornhill'de "Sultaness Head" adında bir "kahve evi" açılır. Sonra da "Edward Loyds 'Coffee' House" gelir. Batılılar da asırlarca tıpkı bizim gibi Müslümanların usulüyle içerlerdi kahveyi.
Osmanlı 1683'te Viyana'yı kuşatmış, ancak alamamıştır. Geri dönerken, içtikleri kahvenin bir kısmını düşmanlarına bırakırlar. Böylece Avrupa kahve ile tanışır. Viyana savaşına katılan "Capuchin Manastını Tarikatı" rahibi Marco d'Aviano, Türk kahvesini sert bulduğu için bal karıştırarak içmeyi dener. Kahvenin rengi, Capuchinler'in cübbelerinin rengine dönüşünce, bu içeceğin adı o gün bu gündür Batı'da "cappuchine" olarak adlandırılır. Böylece hem kahve bozulur, hem de Batı yeni bir içecekle tanışır.