Bilmiş ol ki, insana özel olan mükemmeliyet, hayvanlarla müşterek olan hissiyat ve vehmedilen şeylerin dışında akli hakikatleri idrak etmektir.
Yine bilmiş ol ki, nefis bizzat kendisi ona susamıştır. Fitraten ona hazırlıklıdır. Ancak bedeni şehvetlerle meşgul olmak onu yolundan çevirir.
Tefekkür ile göklerin ve yerin melekûtunu mütalaa ile ve nefsini düşünüp ondaki harikulade yaratılışı incelemekle gerçek mükemmeliyete ulaşır, dünyada mutlu olur. Çünkü mutluluğun manası, nefsin mümkün olan kemâline ulaşmaktır. Her ne kadar kemâlâtın dereceleri ona münhasır olmasa da…
Fakat mademki bu âlemde his ile tahayyül ile ve nefsi arızalarla engellenmiştir, öyle ise bu lezzeti tam olarak anlayamaz. Meselâ bir şeyin tadına bakan kimsenin tad almasında bir ârıza ve engel varsa onun tad alma duygusunu giderir ve o, tad alamaz.
Eğer tad zevkine mâni olan o engel giderilirse o vakit lezzet duyar. İşte ölüm de böyledir. Ahiret zevkine mâni olan örtünün kaldırılmasıdır.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Eğer dersen ki, insanların çoğu ahiret gününe inandıkları halde, ne oluyor onlara ki, kısa görüşlü oluyorlar?
Bilmiş ol ki, bunun sebebi, zikrettiğimiz hususları düşünmekten gafil olmaktır. Çünkü bu gaflet, onların bütün vakitlerini almaktadır.
Şehvetler devam ettiği müddetçe ondan intibaha gelemiyorlar. Böylece şehvet, o gafiller üzerinde yol gösterici zeki bir nasihatçi olmaktadır. Bazen halde veya istikbalde güzel duyguları ona yönelip şehvete tabi olmasını önlemek istese, hemen bunun akabinde şehvetlerden bir şehvet hücuma geçer, uyarıcının tesirini giderir ve gaflet perdesini iade eder.
Şehvetlere uyma hususunda aşırılıktan kaçınan ve ona yüz vermeyen insan genellikle dünyada mutsuz zannedilir! Üç fırkanın görüşüne göre ahirette de mutsuzdur. Fakat ahmaklar gurubuna önem verilmez, onlar akıllılar zümresinden sayılmazlar.
Meselâ eğer sen bir hükümdarın civarında bulunsan ve onun özel işlerinden birini elde etme imkânı bulsan zannedersin ki o hoşnut olacak, sana giyecek ve para ihsanında bulunacak.
Ya da bunun tersi olup işinden memnun kalmayacak, öfkelenecek, seni rezil edecek ve bütün ömrün boyunca affetmeyip cezanı devam ettirecek.
Böyle bir durumda tehlikeye bulaşmamanın daha doğru olacağını aklın sana işaret eder.
Zira sen hükümdarı memnun edip ondan bahşiş alsan bile onun devamlılığı şüphelidir, uzun sürmeyebilir.
Hükümdarın huzurunda yapacağın ufak bir hata sana bir ömür boyu ceza çektirir, ondan almış olduğun mükâfatın meyvesini siler süpürür.
Bunun için derim ki; eğer sen bir yerde yemek bulduysan ve bir gurup insan, ya da güvenilir bir şahıs, sana o yemeğin zehirli olduğunu haber veriyorsa onu yemezsin. Peygamberlerin de doğrulukları mucizelerle teyit edilmiştir.
Eğer, yemekte gerçekten zehir var mı? Yok mu? Diye tereddüde düşüp yersen onda ölme ihtimalin vardır.
Aklın yine seni böyle bir hatadan kaçınman için uyarır. Tabii sen de aklını kullananlardan isen kurtulursun.
Bu sebeple Hz. Ali (r.a) da kendisi ile ahiretin var olup olmadığını tartışan kişiye şöyle demiştir:
"Eğer iş senin zannettiğin gibi ise yani ahiret hayatı yoksa o zaman hepimiz kurtulduk demektir. Çünkü bizden kimse hesap sormaz. Ama eğer benim dediklerim doğru ise o vakit ben kurtulurum, sen ise helâk olursun."
Ahiret gününün varlığı hakkında şüpheye düşmek, kısır görüşlü muhatabın son derece cehaletini ortaya koyar. Biz Cenâb-ı Hakk'a itaatte kusur edenlerin düşünmelerini kolaylaştırmak için ortaya deliller koyduk.