"Sabahları erkenden kalkıp Serginho'nun evinin bahçesine uğruyorum. Bahçe kapısı kilitli değilse çabucak girip bir çiçek çalıyorum. Zaten orada o kadar çok çiçek var ki eksikliği fark edilmiyor."
"Olabilir. Ama bu yaptığın doğru değil. Bir daha sakın böyle bir şey yapma. Hırsızlık olmasa da küçük bir 'aşırma' sayılır."
"Hiç de değil, Dona Cecília. Dünya Tanrı'nın değil mi? Dünyadaki her şey Tanrı'nın değil mi? Öyleyse çiçekler de Tanrı'nın…"
Kurduğum mantık karşısında şaşırıp kalmıştı.
"Başka türlü çiçek getiremezdim, öğretmenim. Evimizde çiçek bahçesi yok. Çiçek pahalı bir şey… Masanızdaki bardağın sürekli boş kalmasını istemedim."
Zorlukla yutkundu.
"Arada sırada bana seyyar satıcıdan kremalı çörek almam için para vermiyor musunuz?"
"Her gün vermek isterdim. Ama hemen ortadan kayboluyorsun…"
"Her gün kabul edemem…"
"Neden?"
"Sınıfta beslenme saati için yiyecek getirmeyen başka fakir çocuklar da olduğundan."
Çantasından mendilini çıkarıp belli etmeden gözlerini sildi.
"Corujinha'yı bilmiyor musunuz?"
"Corujinha kim?"
"Hani zenci bir kız, benim boyumda, annesi saçlarını bir sürü küçük topuz yapıp iple bağlar."
Karmakarışık hislere kapıldım. Aralarında nefret de vardı, isyan ve hüsran da. Kendimi tutamayarak haykırdım:
"Fakir bir babanın evladı olmak ne fena!"
Bakışlarımı ayakkabılarımdan hemen karşımda duran takunyalara kaydırdım. Babam dikilmiş bizi izlemekteydi. Gözleri müthiş bir kederle dolarak adeta şişmişti. O kadar büyümüş, ama o kadar büyümüşlerdi ki Bangu Sineması'nın perdesini boydan boya kaplayabilirlerdi. Bu gözlerde öyle ağır bir burukluk vardı ki istese bile ağlayamazdı. Geçmek bilmeyen bir dakika boyunca bizi süzdükten sonra ses çıkarmadan arkasını döndü. Taş kesilmiştik, hiçbir şey söyleyemedik. Şapkasını komodinin üstünden aldı ve yeniden sokağa çıktı. Totoca ancak o zaman koluma dokundu.
"Kötü kalplisin, Zezé. Yılan gibi kötüsün. İşte bu yüzden…"
Sustu, duygulanmıştı.
"Babamın orada olduğunu görmedim ki," dedim.
"Kötüsün. Kalpsizsin. Babamın uzun zamandır işsiz olduğunu biliyorsun. Dün gece boğazımdan lokma geçmemesi bu yüzdendi, onun yüzüne bakarak yiyemedim. Bir gün sen de baba olunca insanın böyle anlarda nasıl acı çektiğini anlayacaksın."