Məhəmməd İmanov

Dünyadan ayrılmak zordur:
Dünya nimetleri içinde yüzerlerken bunlardan ayrılanların elem duymalarını ortaya koyan bir başka örnek şudur: Bol dünyalıkları olan kişiler şu adamı andırırlar: Adamın biri bir ev yaptırmış, gönlünce süslemiştir. Evini göstermek için eşini dostunu davet edip sırayla tek tek içeri almaya başlar. Derken davetlilerden biri içeri girince kendisine buharların tüttüğü, reyhanların kokular saçtığı bir altın tabak takdim edilir. Adet gereği davetlinin takdim edilen bu tabaktaki güzel kokuları koklaması ve ardından gelene bırakması için verilir, yoksa kendisine hediye olarak sunulmaz. Şimdi davetli bu âdetten habersiz olduğundan sunulan altın tabağın kendisine hediye edildiğini zannederek büyük bir haz duyar. Ama tabak kendisinden geri istendiğinde sıkılır, büyük bir üzüntüye kapılır. Halbuki bu davetteki âdeti bilen kişi sunulan altın tabaktaki kokulardan istifade eder, koklanıp teşekkürde bulunduktan sonra nazikçe ve kalp huzuruyla geri verir. Bunun gibi dünya ile ilgili olarak Allah'ın kanununu bilen, buranın devamlı kalanlar için değil, gelip geçenlere meccanen verilen bir ziyafet ülkesi olduğunu, buradan azıklarını temin etmeleri gerektiğini, bir yolculukta yolcuların kervansaraylardaki âriyetlerden yararlanmaları gerektiğini bilirler, tüm gönüllerini dünyaya vermezler ve dolayısıyla ellerinden alındığında musibetleri büyük olmaz.
Sayfa 507·Kitabı okuyor
Din
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Dünyaya daldıktan sonra dünyadan ve meşgalelerinden kurtulmak isteyen çok zorlanır. Peygamber -s.a.v.- şöyle buyuruyor: "Dünya halkının durumu suda yürüyenin durumunu andırır. Suda yürüyenin ayaklarının islanmaması mümkün müdür?" Allah Rasúlü'nün bu sözleri, fiilen dünya nimetleri içinde yüzerlerken gönüllerinin temiz olduğunu, içlerinin dünya ile irtibatları olmadığını sanan grupların cahilliklerini sana açık-seçik göstermektedir.
Sayfa 502·Kitabı okuyor
Din
Allah'ın rahmeti üzerinize olsun. "Falanca hastadır" veya "falanca ağır hastadır" denilmeden gafletinizden uyanın, kendinize gelin. Acaba ilaç bulunabilecek mi? Doktor sağlanabilecek mi? Doktorlar çağırılacak ama şifa bulma umudun olmayacak. Derken: "Falanca vasiyette bulundu, malını saydı" denilecek. Daha sonraki bir aşamada: "Falanın dili ağırlaştı, kardeşleriyle konuşamıyor, komşularını tanıyamıyor" denilecek. İşte tam bu sırada alnından terler boşalacak, iniltilerin birbirini izleyecek, gerçeği kavrayacak, gözlerin yerinden firlayacak, zanların doğru çıkacak, dilin peltekleşecek, kardeşlerin ağlayacak, (kendi gibi tanıdığın kişiler bu kez sana tanıtılmaya başlanacak ve) bu senin falanca oğlun, bu senin kardeşin denilecek. Ama konuşman engellenmiştir artık konuşamayacaksın. Diline mühür vurulur, dönemez olur. Akabinde ilâhî hüküm yerine gelir, ruhun organlarından çıkar, göğe yükselir. Eşin-dostun toplanır, kefenlerin hazırlanır. Derken seni yıkarlar, kefenlerler. Ziyaretçilerin kesilir, hasetçilerin istirahata çekilir, âilen malını bölüşmeye başlarken sen amellerinle başbaşa kalır, amellerinin tutsağı olursun.
Sayfa 492·Kitabı okuyor
Din
Peygamberin damadına göre dünya:
Adamın biri Hz. Ali'ye: - Ya Emira'l-mü'minîn! Bize dünyayı nitele, der. Hz. Ali şöyle mukabelede bulunur: - "Sağlıklı olanın hastalandığı, kendini güvencede hissedenin pişmanlık duyduğu, muhtaç düşenin üzüldüğü, zenginin fitnelere maruz kaldığı, helalinin hesabının sorulacağı, haramının azabı gerektireceği, kuşkulu nesnelerinin itaba maruz bırakacağı bir yurdu sana nasıl niteleyebilirim." Yine bir başka seferinde Hz. Ali'den dünyayı tavsif etmesi istendiğinde şöyle der: - "Uzun uzun mu anlatayım, yoksa kısaca mı değineyim?" - Kısaca anlat denilince şöyle der: - "Dünyanın helallerinin hesabı, haramlarının da azabı vardır."
Sayfa 484·Kitabı okuyor
Din