Dini, yaşamın pratik müesseseleri ile alakası olmayan ve yalnızca vicdanı ilgilendiren bir akide (vicdan işi) olarak tanımlayan laik Batı düşüncesi, çağımızın bezgin araştırmacılarının düşüncelerini de küllendirmiştir.
Günümüzde beşeriyeti İslâm dinine davet eden kimseler, insanları bu dini yeniden tesis için çağırırlarken ilk yapacakları şeyin - karşılarında bulunanlar Müslüman olduklarını söyleseler ve nüfus kağıtları müslümanlıklarını belgelese (!) dahi - onları İslâm akîdesini benimsemeye davet etmek olduğunu bilmelidirler. Davetçilerin görevi İslam'ın, evvel emirde ve her işte hakimiyetin Allah'a ait olduğunu kabul etmek, hakimiyet hakkını gasbedip Allah Teâlâ' nın otoritesine tecavüz eden tüm tağutları yeryüzünden temizlemek şeklinde anlaşılması gereken, hakîki anlamda la ilahe illallah akîdesine râm olma manasına geldiğini muhatablarının kafasına sokmaktır. Bu akîdeyi vicdanlara, hareketlere, görünüşlere ve pratik hayata yerleştirmektir.
İbn mes'ud'un rivayet ettiği bir hadîste müşahede edileceği üzere, onlar, 10 ayet ezberleyerek iyice öğrenip onlarla amel etmedikçe başka ayetler öğrenmezdi.
O ilk neslin beslenmelerinin, yetişme ve davranışlarının yegane kaynağı kur'an'dı. Böyle olmasının nedeni, o günün insanlarının kültürsüz, bilimsel gelişmelerden uzak olmaları, yazılı kitaplara sahip olmamaları değildir. Kesinlikle gerçek neden bu değildir. Zira günümüz Batı dünyasının yaşam tarzına bile bazen direkt, bazen de dolaylı olarak yön veren Roma medeniyeti ile bu medeniyeti oluşturan kültür, kitaplar ve yasalar, o dönemde de vardı. Yine o dönemde eski Yunan medeniyetinin kalıntıları, bu medeniyetin mantığı, felsefesi ve sanatı da mevcuttu. Öyle ki bunlar günümüzde dahi Batı düşüncesinin kaynağı olma vasfını sürdürmektedir. Bunların yanısıra eski İran medeniyeti, onun sanatı, şiiri, mitolojisi, inanç sistemi, yönetim biçimi ve hikmet manzumeleri de bulunmaktaydı.
O halde o nesli, teşekkül devrinde yalnızca Allah'ın kitabından beslenmeye sevk eden unsur, dünya çapında bir medeniyet ve kültürden yoksun olmaları değildi. Onların bu şekilde davranmaları, bilerek verilmiş bir kararın ve muayyen bir gayeyi hedeflemiş bir metodun neticesiydi.
İslam'ın tutumu, beşerî düzenlerin hepsinden tümüyle ayrılır. Çünkü İslâm nizamının dışındaki düzenlerin tümünde, insanlar şu veya bu biçimde birbirine taparlar. İnsanlar, yalnızca İslâm nizamında tek Allah'a kulluk ederek, tek Allah'ın emrine ittiba ederek ve tek Allah'ın huzurunda boyun eğerek birbirlerine tapmaktan, başkasının kölesi olmaktan kurtulur.