“Anlamıyor musunuz?” diye haykırdı. “American Standard çevirisi,
insanlara, günahı yenmelerini emrediyor. Günaha, bilgisizlik adını da
verebilirsiniz. Kral James çevirisi ise, vaat ediyor: ‘Yeneceksin.’ Yani,
insanın günahı mutlaka alt edeceğini anlatmak istiyor. Ama İbranice olan sözcük timshel -belki yenebilirsin- bir seçim hakkı tanıyor insana. Bu,
dünyanın en önemli sözcüğü bence. Yolun açık olduğunu söylüyor. Her şeyi
insanın sırtına yüklüyor. Çünkü, ‘belki yenebilirsin’ demek, aynı zamanda
‘belki de yenemezsin’ demektir. Anladınız mı?”
“Evet, anlıyorum. Anlıyorum. Ama bunun tanrısal bir yasa olduğuna
inanmıyorsun sen. Öyleyse neden önemli geliyor sana?”
“A, bunu size uzun süredir söylemek istiyordum. Şimdi hazırım. Sayısız
insanın yaşamını ve düşüncelerini etkileyen herhangi bir yazı önemlidir.
Şimdi inandıkları kiliselerde, mezheplerde milyonlarca insan var ki, ‘yen’
emrini duyup ona boyun eğiyor. Ama milyonlarcası da, “yeneceksin”
kehanetine güveniyor. Yapacakları herhangi bir şey, alın yazılarını
değiştiremeyecek yani. Ama ‘belki yenebilirsin’ öyle mi? Bu, bir adamı
yüceleştiriyor, ona tanrılarla eş bir durum sağlıyor, çünkü bütün zayıflığına,
kirine, kardeşinin kanına karşın büyük bir seçim hakkına sahip oluyor.
Yolunu seçebilir, onun için çarpışabilir ve kazanabilir.” Lee’nin sesinde bir
zafer şarkısı vardı.
“Buna inanıyor musun Lee?” diye sordu Adam.
“Evet inanıyorum. Evet inanıyorum. Tembellik ve zayıflık içinde kendini
Tanrı’nın kucağına bırakıp, ‘Yapamıyorum, elimden gelmiyor, böyle
yazılmış,’ demek kolay. Ama bir de seçmenin yüceliğini düşünün! Adamı
adam yapan budur işte. Kedilerin seçim hakkı yoktur, arı bal yapmak
zorundadır. Bunda hiçbir tanrısal yön yok."